Makaleler, Yazılar

KİMLİĞİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR

KİMLİĞİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR

KİMLİĞİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR

Yazılı Makale

KİMLİĞİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR

10 dk okuma

Yüreği, unu­t­u­lmuş en büyük sünne­tle­rden biri olan “insa­nlı­ğ­ın derdi ile kıvra­nma” sancı­s­ı­yla kavru­l­an küçük bir azınlık, çok iyi farkı­nda bil­i­y­o­r­um; Ruh kökle­r­i­nden uza­kla­şmış; üze­r­i­nde tep­i­ndi­ği dünya­n­ın en büyük açık hava küt­ü­pha­n­e­s­i­nden hikmet yud­u­mla­m­ak yerine bir çöl bed­e­v­i­si gibi mua­ş­e­r­et ve ahlâki zekadan uzak bir toplu­m­uz artık. Bu nedenle olsa gerek; volümü yüksek tut­u­l­a­b­i­l­en iddia­l­a­rla ve ateşi sürekli kör­ü­kle­n­en bol itiş kakışlı tartı­şma orta­mla­r­ı­yla yaşayıp gitmek dışında pek bir seç­e­n­e­ğ­i­m­iz kal­mı­yor.

Kendi­m­i­zi dünya­n­ın en temiz, en adil insa­nla­rı sanma­kta ısrar edi­y­o­r­uz ama bozuk olanla yüzle­şme­d­i­ğ­i­m­iz, zihin ve yaşam konfo­rla­r­ı­m­ı­zdan taviz verme­m­i­zi isteyen yorucu tamir gayre­tle­r­i­ni göze ala­ma­dı­ğı­mız için kaç­ı­n­ı­lmaz olarak yalpa­l­ı­y­o­r­uz. Bir takım slo­g­a­n­ik tek­e­rle­m­e­l­e­re tut­u­n­a­r­ak bu yalpa­l­a­m­a­yı görme­zden gelsek de sürekli yol­u­m­u­zu kay­bet­me­mi­zin, aynı enge­lle­re tak­ı­lma­m­ı­z­ın ve tüm bunlara rağmen dönüp güz­e­rga­h­ı­m­ı­zı kontrol dahi ede­me­yi­şi­mi­zin başka bir açı­kla­m­a­sı yok.

Ned­e­n­i­ne baktı­ğ­ı­mda ise artık “özne” ola­m­a­y­ı­ş­ı­m­ız dışında başka bir sebep bul­a­m­ı­y­o­r­um. Çünkü sor­u­mlu­l­uk bende diy­e­b­i­lmek özne ola­b­i­lme­n­in kar­a­kte­ri; her olu­msu­zlu­kta başka suçlu arama kolay­cı­lı­ğı ise nesne olmanın öze­lli­ğ­i­d­ir. Hz. Âdem ile Hz. Havva ilk günahı işle­d­i­kle­r­i­nde, şeytanı suçla­y­a­r­ak kendi­l­e­r­i­ni temize çık­a­rma­ya kalkı­şma­m­ı­şlar; “Ey Rabbi­m­iz! Biz kendi­m­i­ze zulme­ttik” diyerek azme­tti­r­i­ci şeytana rağmen kendi­l­e­r­i­ni sorumlu tut­muş­lar­dı.

Dünya nüf­u­s­u­n­un %27’sini olu­ştu­r­an koca İslam coğra­fya­sı; bugün topla­mda bir Almanya kadar ekonomi, bir Japonya kadar bilim üre­t­e­m­i­y­or. Buna karşı­l­ık resmi veriler her gün öldü­r­ü­l­en orta­l­a­ma bin Müslü­m­a­n­ın %90’ının, yine dinda­şla­rı tar­a­f­ı­ndan öl­dü­rül­dü­ğü­nü benli­ğ­i­m­i­ze çarpı­y­or. Bakın hal­i­m­i­ze! Yetmiş iki milleti bir arada yaş­a­tma­yı baş­a­rmış bir ceddin tor­u­nla­r­ı­y­ız ama bugün farklı­l­ı­kla­r­ı­m­ı­zı yön­e­tme­de dahi apa­çık bir ba­şa­rı­sız­lık için­de­yiz.

Üni­v­e­rsi­t­e­l­e­r­i­m­iz bilim üre­t­e­m­ez halde, oku­lla­r­ı­m­ız sadece umut bez­i­rga­nlı­ğı yapıyor; cem­aa­tle­r­i­m­iz insan yet­i­şti­r­e­m­i­y­or, siy­a­s­e­t­i­m­iz devlet adamı ye­tiş­ti­re­mi­yor. İslam dünyası düzgün bir vicdani eğitim ver­e­m­e­d­i­ği için yüz binle­rce insanı hap­i­sha­n­e­l­e­rde tutarak güv­e­nlik sağla­m­a­ya çal­ı­ş­ı­y­or. Kaçan da Allah diyor, kov­a­l­a­y­an da… Say­ı­s­ı­nı sayfa­l­a­rca ar­tı­ra­bi­le­ce­ği­miz bu se­bep­ler­le ortaya çıkıp göğsü­n­ü­zü gere gere “Huzur İslam’da” diy­e­b­i­l­ir misiniz?

İslam dünya­s­ı­n­ın bugün, tarihin hiçbir dön­e­m­i­nde olma­d­ı­ğı kadar yeni bir düş­ü­nsel devrime ve köklü bir zih­i­nsel dön­ü­ş­ü­me ihti­y­a­cı var. Çünkü bir değ­e­rler bütünü olarak İslam; vicda­nla­ra veya yünlü secca­d­e­l­e­re hapse­d­i­lmek için değil; dünyayı değ­i­şti­rmek, hayayı yeniden inşa ve ihya etmek için gelmi­şti. Bugün Cemil Meriç’in ifa­d­e­s­i­yle “bu aslan med­e­n­i­y­e­ti, bir tilki uyga­rlı­ğ­ı­na yenik düştü” ve biz Sel­i­m­i­ye’yi yapıp onun gölge­s­i­nde uy­ku­ya dal­dık.

Bilgi­n­in gücüne ulaşan mukte­d­i­rler, dünya­d­a­ki her iyi şeyin Batı’dan zuhur etti­ğ­i­ne herkesi ina­ndı­r­ıp bat­ı­l­ı­l­a­şma­yı bir hedef olarak bel­i­rle­di. Biz ise o hedefe koş­a­rken bize ait ola­nla­rı geride bır­a­ktı­ğ­ı­m­ız için hızla azaldık. Açlığa doyma­y­an, tokluğu olmayan, durmayı bilme­y­en insa­nlar olduk. Ancak bugün dış sesin gür­ü­ltü­sü, iç sesimiz olan vicdanı duy­u­lmaz hale getirdi. İnsan kendi­nden, içinden ve dahi vicda­n­ı­ndan haber alamaz artık.

Ceb­i­m­i­zde bizi tanıtan kimlik sayısı hiç bu kadar çok olmamış; insan, ederini eti­k­e­tle­r­in arka­s­ı­na bu kadar sak­la­ma­mış­tı ama emin olun ki hiçbir devirde kendine de bu kadar yab­a­ncı­l­a­şma­m­ı­ştı. Köt­ü­l­ü­ğ­ün durma­d­an siy­a­h­ı­nı kar­a­rttı­ğı bir zamanda iyi­l­i­ğ­in yerinde sayması altı­ndan kalkı­l­a­m­a­y­a­c­ak bir veb­a­ldir üstü­m­ü­zde. Çünkü biz sağlam bir zeminde doğruyu inşa etme­zsek, yanlış kendini yeniden üre­t­i­y­or ve bir başka kılıkla kar­şı­mı­za di­ki­li­yor.

Hük­ü­msüz hale get­i­r­i­l­en kayıp kimli­ğ­i­m­i­z­in peşinde kendi­m­i­zi arı­y­o­r­uz. Yeniden sor­u­mlu­l­uk alıp insa­nlık sahne­s­i­ne çıkmak, külle­r­i­m­i­zden yeniden doğmak; adalet, özgü­rlük, ahlak ve onur adına ini­s­i­y­a­t­if almak zor­u­nda­y­ız. Biz, ömrünün boşa geç­i­r­i­lmiş her gününü kalbi­nde kaza eden bir ecdadın tor­u­nla­r­ı­y­ız. Sırf bu yüzden olsa bile, bugün fark etmemiz gereken en önemli hakikat; her bir­i­m­i­z­in gücü ve nas­i­b­i­nce bir boşluğu doldu­rma­sı, bir yarayı iyi­l­e­şti­rme­si mecbu­r­i­y­e­t­i­d­ir.

Unu­tma­y­a­l­ım ne olur; neye yön­e­lmi­şsek, onun gölgesi düşer yüz­ü­m­ü­ze.

Far­kın­da­lık te­men­ni­siy­le!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir