Makaleler, Yazılar

“O” BİLE “BİLMİYORUM” DEMİŞTİ

“O” BİLE “BİLMİYORUM” DEMİŞTİ

“O” BİLE “BİLMİYORUM” DEMİŞTİ

Yazılı Makale

“O” BİLE “BİLMİYORUM” DEMİŞTİ

10 dk okuma

Meş­hur Wim­ble­don’un ilk si­ya­hi şam­pi­yo­nu Arthur Ashe, kan nak­lin­den kap­tı­ğı AIDS ne­de­niy­le ölüm dö­şe­ğin­dey­di. Hay­ran­la­rın­dan biri sordu:

“Tanrı böyle­s­i­ne kötü bir hasta­l­ık için neden seni seçti?”

Arthur Ashe cevap verdi:

“Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oyna­m­a­ya başlar, 5 milyonu tenis oyna­m­a­yı öğrenir, 500 bini pro­f­e­syo­n­el tenisçi olur, 50 bini yar­ı­şma­l­a­ra girer, 5 bini büyük turnu­v­a­l­a­ra erişir, 50’si Wimble­d­on’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampi­y­o­nluk kup­a­s­ı­nı tuttu­ğ­um zaman Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sorma­d­ım. Şimdi sancı çek­e­rken, Tanrı’ya nasıl ‘Neden ben?’ derim?”

Bu ya­şan­mış­lı­ğı her oku­du­ğum­da, ya­şa­ma­nın “bi­li­yo­rum” zan­nı­nın kon­fo­run­dan, hiçbir şey bil­me­di­ği­mi fark et­me­nin ız­dı­ra­bı­na doğru hız­la yü­rü­mek gibi bir şey ol­du­ğu­nu fark edi­yo­rum. Zira ya­nı­la ya­nı­la, acı­ya acı­ya, hatta çoğu kez ka­na­ya ka­na­ya öğ­re­ni­yor insan, bil­di­ği­nin ya­nıl­dı­ğı­na bile yet­me­di­ği­ni. Yet­me­di­ği­ni, yet­me­ye­ce­ği­ni gö­rün­ce de bil­mey­le ya­rış­mak­tan vaz­ge­çi­yor; bu kez bil­me­dik­le­ri­nin bil­dik­le­rin­den çok daha fazla ol­du­ğu­nu bil­me­ye baş­lı­yor. Dün kur­du­ğu kesin cüm­le­le­rin ye­ri­ni artık “belki”li, “sanırım”lı, “acaba”lı cüm­le­ler alı­yor. Es­ki­den en büyük me­se­le­ler­de dahi kat’î ka­naat sa­hi­biy­ken, şimdi en ale­la­de mev­zu­da dahi bil­gi­si­ne iti­mat ede­mez hale ge­li­yor.

Öyle ya Hira Mağ­a­r­a­sı’nda­ki ilk ilahi bu­luş­ma­da Oku em­ri­ne mu­ha­tap ol­du­ğun­da “Bil­mi­yo­rum” de­miş­ti o “Âlem­le­re rah­met” olan. Bu, as­lın­da Rahman’ın bir öksüz ve ye­ti­min ter­te­miz vic­da­nın­dan dün­ya­ya son kez hay­kı­rı­şı olan son nü­büv­vet hal­ka­sı­nın ilk be­ya­nı idi: “bilmi­y­o­r­um”.

Âlem­le­re rah­met olarak müj­de­le­nen O bile “bilmi­y­o­r­um” ile baş­la­dıy­sa bu ilahi bu­luş­ma­ya; iki kelam okuyup “bi­li­yo­rum” id­di­a­sı­na bü­rü­nen, az buçuk görüp çok buçuk hü­küm­ler veren; birkaç satır okuyup cilt­ler do­lu­su ko­nu­şan; yüz­de bi­re ulaş­ma­dan yüz­de yüzü infaz eden ah­va­li­mi­ze ne demek lazım; ben de bunu bil­mi­yo­rum.

Zira yarım ba­kış­lar­dan sağlam gö­rüş­ler çık­ma­ya­ca­ğı­nı, eksik bil­gi­ler­den doğ­ru­la­ra ula­şa­ma­ya­ca­ğı­mı­zı, zan­lar­la ha­ki­ka­te ulaş­ma fır­sa­tı­nın kay­bo­la­ca­ğı­nı, ta­nım­la­ma­la­rın göz­lem­ler ço­ğal­dık­ça sağ­lık­lı hale ge­le­ce­ği­ni, aksi halde yarım dok­to­run candan et­me­si misali eksik göz­lem­le­rin ba­kı­şı da kö­rel­tip in­sa­nı dip­siz bir kuyu olan zanna dü­şü­re­ce­ği­ni atlı­yo­ruz.

Neyi, ne için, nasıl ya­pa­ca­ğı­nı bil­me­yen­ler; hele de nefis­le­ri­nin ar­zu­la­rı­na köle ol­duk­la­rı için akıl­la­rı­nı kendi çı­kar­la­rı­na kap­tıran­lar, hik­me­ti ne­re­de ara­ya­cak­la­rı hu­su­sun­da na­sip­le­ri­ni te­per­ler ve en ni­ha­ye­tin­de de Ebu Ceh­i­lle­ş­i­rler ya; kim bilir belki de bu yüz­den gü­nü­müz in­sa­nı ıs­rar­la dış dün­ya­ya yö­nel­di­ği için kendi iç âle­mi­ne bir türlü ta­şı­na­mı­yor.

Konu bilmek olun­ca ak­lı­ma gö­nül ya­ra­mız “gençler” geldi yine. “Anlama ve kavrama yet­e­n­e­ğ­i­ni” okul­lar­da, med­ya­da, der­nek, sen­di­ka ve muh­te­lif olu­şum­lar­da yok et­ti­ği­miz ve bey­ni­ni sabit dü­şün­ce­ye prog­ram­la­dı­ğı­mız genç­le­ri­miz. Bu halde ye­ti­şen bi­re­ye hangi ki­ta­bı oku­tur­sa­nız oku­tun, ne an­la­tır­sa­nız an­la­tın; o, her oku­du­ğun­dan, her duy­du­ğun­dan kar­şı­laş­tı­ğı fark­lı dü­şün­ce­le­ri haz­me­de­me­ye­cek ve ka­ra­la­ya­rak yok et­me­ye ça­lı­şa­cak ve yine her oku­du­ğun­dan, duy­du­ğun­dan kendi hak­lı­lı­ğı­nı çı­ka­ra­cak ki çı­ka­rı­yor da ma­a­le­sef. Hep haklı olan­la da Hakk’ı düş­tü­ğü yer­den kal­dır­mak im­kân­sız hale ge­li­yor böyle­l­i­kle.

Bugünkü asıl karın ağrımız bu değil mi sizce? Ai­le­de baş­la­ma­sı ge­re­ken de­ğer­ler eği­ti­mi­ni başka ku­rum­lar­dan bek­le­di­ği­miz için, bir ağacın kök­le­ri­nin top­rak­la bağ­la­rı­nın ke­sil­me­si­nin o ağacı kü­tük­leş­ti­re­ce­ği­ni; in­sa­nın de­ğer­ler­den ko­pa­rıl­ma­sı­nın onu mahlûk­laş­tı­ra­ca­ğı­nı, top­lu­mun de­ğer­ler­den ko­pa­rıl­ma­sı­nın ise o top­lum­la­rı yığın veya kitle haline ge­ti­re­ce­ği­ni unut­muş du­rum­da­yız ma­a­le­sef.

Sadece bunları mı unuttuk sizce? Ben­ce hayır. Allah’ın varlı­ğ­ı­nı ispat etme gafle­t­i­nden, O’nun en muh­te­şem ayeti ve “emaneti” olan insana sahip çıkmayı unuttuk. Ona buna laf yet­i­şti­rme­kten kendi­m­i­zi yet­i­şti­rme­yi; haklı çıkma gayre­t­i­nden Hakk’ı yerden kaldı­rma­yı; vüc­u­tla­r­ı­m­ı­za aldı­rdı­ğ­ı­m­ız abde­stin riy­a­s­ı­ndan ruhla­r­ı­m­ı­za gusül aldı­rma­yı; anla­tma­n­ın hez­e­y­a­nı içinde anla­m­a­n­ın dilini; nef­i­sle­r­i­m­i­zi tıka basa doy­u­rma­ktan ruhla­r­ı­m­ı­zı doy­u­rma­yı unuttuk ve biz birbi­r­i­m­i­ze tut­u­nma­yı unu­t­u­nca da tut­u­ndu­ğ­u­m­uz her şey eli­m­i­zde kaldı.

Beş­i­kten mezara kadar süren değ­e­rler eği­t­i­m­i­m­i­zi terk etmemiz; önce insa­n­ı­m­ı­zı, sonra da toplu­m­u­m­u­zu değ­e­rsi­zle­şti­rdi. Ninni­l­e­rle, mas­a­lla­rla başla­y­an ve kahra­m­a­nlık desta­nla­r­ı­yla şahla­n­an değ­e­rler eği­t­i­m­i­m­i­zi yit­i­rdik. Yit­i­rdi­ğ­i­m­iz her değer bizleri hem yozla­ştı­rdı hem de çar­e­s­i­zle­şti­rdi. Kaybe­tti­ğ­i­m­iz değ­e­rle­r­in yerine yen­i­s­i­ni ya koy­a­m­a­d­ık ya da onun yerine ikame edi­lme­ye çal­ı­ş­ı­l­an yeni değ­e­rler bizleri mutlu etmedi. Net­i­c­e­de haddi­nden başka her şeyi bilen ama birçok konuda şikâyet eden ve bu şikâye­tler zinci­r­i­ne rağmen çözüm üre­t­e­m­e­y­en bir toplum haline geldik.

Bugün ise bir rüyanın orta­s­ı­ndan seyre­d­i­y­o­r­uz hayatı. Derdi­m­iz, kavga­m­ız, acımız, mutlu­l­u­ğ­u­m­uz, endi­ş­e­m­iz, ihti­r­a­s­ı­m­ız, malımız, evla­d­ı­m­ız hepsi bir rüyadan ibaret; bilmi­y­o­r­uz. Rüy­a­s­ı­nda ölenler uya­n­ı­nca devam ederler yaş­a­m­a­ya; anla­m­ı­y­o­r­uz. “İnsa­nlar rüy­a­d­a­d­ır, ölünce uyanır” buy­u­rmuş âle­mle­re rahmet olan; dinle­m­i­y­o­r­uz. Büyük Sahra Çölü’ndeki bir kum tan­e­s­i­nden bir milyar kat daha küçük bir dünyada yaşayan sekiz milyar insa­ndan sadece biriyiz; gör­e­m­i­y­o­r­uz. Gönlü­m­ü­ze neyin hükme­tti­ği, ülke­m­i­zde kimin iktidar olacağı kadar meşgul etmiyor bizi.

Bakın çevre­n­i­ze; “iyiyi, doğruyu ve güzel”i bulmak için okuyan, konuşan, yazan kaç kişi tan­ı­y­o­rsu­n­uz? Bütün derdi­m­iz, kendi­m­i­z­in bile ina­nma­d­ı­ğı inanç ve düş­ü­nce­l­e­r­i­m­i­zi paz­a­rla­m­a­ya çal­ı­şmak, üstün gelmek, yenmek ve mor­a­rtmak. Her konuya müs­a­b­a­ka mantı­ğ­ı­yla bak­ı­y­o­r­uz. Karşı­m­ı­zda­k­i­l­e­ri bir şey öğre­nmek için değil, sadece nasıl karşı­l­ık ver­e­b­i­l­i­r­im diye dinli­y­o­r­uz. Bu hasta­l­ık öyle korkunç bir boyutta ki, bir “idrak yolları enfe­ksi­y­o­nu” toplu­m­un hemen her ferdine bul­a­şmış durumda.

Pek çok insan, gözünün görme­d­i­ği; sadece anla­t­ı­l­a­nla­rla kul­a­ğ­ı­n­ın şah­i­tlik yaptığı, hatta bunu sorgu­l­a­ma ihti­y­a­cı dahi hisse­tme­d­i­ği taklidi bir iman ile, yarın adına bekle­nti içine girdiği cenneti inşa etmek adına, gözünün gördüğü şu dünyayı, ahiret serma­y­e­s­i­n­in yeryüzü olduğu gerçe­ğ­i­ni unu­t­a­r­ak başka­l­a­r­ı­na ceh­e­nnem ediyor. Sanırım bu nedenle olsa gerek, sahip oldu­kla­r­ı­m­ız artık bizi gökyü­z­ü­ne değil, topra­ğ­ın altına, kabre, kabir misali bir körlüğe çekiyor. Çünkü sahip oldu­ğ­u­m­u­zu düş­ü­ndü­ğ­ü­m­üz şeylere köle oluyor; deniz suyu misali içtikçe içi­y­o­r­uz. Bir türlü doy­a­m­a­d­ı­ğ­ı­m­ız için de kana kana içti­ğ­i­m­iz deniz suyu aklı­m­ı­zı, göz­ü­m­ü­zü ve yazık ki kalbi­m­i­zi öldü­r­ü­y­or.

Köl­e­l­e­r­in, düşkü­nle­r­in, yoksu­lla­r­ın, ezi­lmi­şle­r­in, yet­i­mle­r­in, kimse­s­i­zle­r­in; kıs­a­c­a­sı “altta­k­i­l­e­r­in” sesi olarak ortaya çıkmış, onların umudu olarak şaha kalkmış; bu şahla­nma ile dünyaya hükme­tmiş; güzel ahlâk ve karde­şlik kavra­mla­r­ı­nı ili­kle­r­i­ne kadar yaşamış ve bu yaş­a­nmı­şlı­kla bu dünya­d­a­ki cenneti inşa etmiş bir dinin mensubu oldu­ğ­u­nu iddia ede­nle­r­in; bugünkü hal ve ahvale sükûne­t­i­ni, zulme, haksı­zlı­ğa, yoksu­llu­ğa, ezi­lmi­şli­ğe dil, din, ırk, renk yükle­m­e­ksi­z­in kıy­a­msı­zlı­ğ­ı­nı başka türlü açı­kla­y­a­b­i­l­ir miyiz sizce?

Peki, çöz­ü­m­ü­m­üz ne? Bence yol har­i­t­a­sı net. İşlenen ilk günahın kibir ve haddini bilme­m­ek oldu­ğ­u­n­un farkı­nda­l­ı­ğ­ı­yla; yar­a­t­ı­lmış ile aranızı düz­e­ltme­d­en Yaradan ile yakın ola­m­a­y­a­c­a­ğ­ı­m­ı­zı; yar­a­t­ı­lmı­şa merha­m­et etmeden Yaradan’dan merha­m­et gör­e­m­e­y­e­c­e­ğ­i­m­i­zi; yar­a­t­ı­lmı­şı sah­i­ple­nme­d­en Yaradan’ın sah­i­ple­nme­s­i­ni bekle­y­e­m­e­y­e­c­e­ğ­i­m­i­zi idrak etmek zor­u­nda­y­ız.

Cennet olmasa dahi, elinden iyi­l­e­rden olma­ktan ve iyilik yapma­ktan başka bir şey gelme­y­e­c­ek; ceh­e­nnem olmasa dahi kötülük etmeye ve köt­ü­l­e­rden olmaya kab­i­l­i­y­e­ti olma­y­a­c­ak; ne sevabı cennet arzu­s­u­yla işle­y­e­c­ek, ne gün­a­htan ceh­e­nnem korku­s­u­yla kaçacak; cennet ve ceh­e­nne­m­in Rabbine duyduğu sevgi ve o sevgiyi kaybe­tme korkusu ile istese de günah işle­y­e­m­e­y­e­c­ek, iste­m­e­se de her hâlini ibadet zevkine bür­ü­y­e­c­ek bir gönül inşa etmek zor­u­nda­y­ız.

Bu dünyada yar­a­t­ı­lmı­şla­ra nasıl muamele edi­y­o­rsa, yarın Hakk’ın div­a­n­ı­nda kendi­s­i­ne öyle muamele edi­l­e­c­e­ğ­i­n­in farkı­nda; fakat “yarın bana iyi muamele etsi­nler” tücca­rlı­ğı ile değil, güzelin yar­a­ttı­ğ­ı­na çirkin muamele edilmez saf­i­y­e­ti ile güzel ahlâkı kendi­s­i­ne mülk eyleyen gön­ü­ller inşa etti­ğ­i­m­i­zde, kim bilir belki o zaman bize ded­e­l­e­r­i­m­i­zden kalan bir avuç toprağı çok gör­e­nle­r­in bile kalp topra­kla­r­ı­nı ded­e­l­e­r­i­m­iz gibi ada­l­e­tle, muh­a­bbe­tle yeş­e­rti­r­iz.

Dav­a­l­ı­sı olduğu tüm mes­e­l­e­l­e­rden beraat etmek adına davacı olduğu tüm mes­e­l­e­l­e­rden el çekip yaş­a­m­ı­ndan geçen, yaş­a­m­ı­ndan çalan, yar­a­l­a­r­ı­nda parmak izi ola­nla­rı dahi Allah’ın merha­m­e­t­i­ne ne denli muhtaç oldu­ğ­u­n­un idraki ve O’nun merha­m­e­t­i­ne delil ola­b­i­l­e­c­e­ği düş­ü­nce­s­i­yle, affe­tme­n­in azi­zli­ğ­i­ne sığ­ı­n­a­r­ak insan-ı kâmil merte­b­e­s­i­ne ula­ş­a­nla­ra selam olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir