Makaleler, Yazılar

SÖZÜN GÜCÜ

SÖZÜN GÜCÜ

SÖZÜN GÜCÜ

Yazılı Makale

SÖZÜN GÜCÜ

10 dk okuma

Far­kın­da­yım, far­kın­da­sı­nız, far­kın­da­lar!

Dert­siz­lik, me­se­le­siz­lik, umur­sa­maz­lık, gök­yü­zü­ne doğru boy atacak nice zih­ni bal­ta­lı­yor ve birer güdük ça­lı­lık olarak kal­ma­ya mahkûm ede­rek ça­re­siz­li­ğe sü­rük­lü­yor bugün!

Dik­kat­siz­lik­ten, özensiz­lik­ten, gam­sız­lık­tan türe­til­miş ka­ba­lık­la­rı­mız; dur­ma­dan bi­ri­ken, tor­tu­la­şan, pıh­tı­la­şan, habis­le­şen ya­lan­la­rı­mız; da­ğı­tı­la­ma­yan ta­sa­lar, gi­de­ri­le­me­yen gü­ven­siz­lik­ler, ta­mir edi­le­me­yen iç arı­za­la­rlar, sonu gel­me­yen te­dir­gin­lik­le­ri­miz ile git­tik­çe artan kö­tü­lük, unut­tu­ğu­muz mer­ha­me­ti­miz­le or­ta­ya koy­du­ğu­muz acı­ma­sız­lık, ada­let­ten uzak bir ta­hay­yül­le bes­le­di­ği­miz in­saf­sız­lık, azı­cık şef­kat ve mer­ha­met­le ra­hat­lık­la iyi­leş­ti­ri­le­bi­le­cek ya­ra­la­rı bü­sbü­tün ka­na­tı­yor.

Gem vu­ru­la­ma­yan he­ves­ler, ih­ti­ras­lar ve türlü çeşit dü­zen­baz­lık­lar, uç­ma­ya he­ves­li kuş gö­nül­le­rin ka­nat­la­rı­nı kı­rı­yor. Saf­lık, doğ­ru­luk, te­miz­lik, büyük bir hok­ka­baz­lık­la ka­ra­la­nı­yor, aşa­ğı­la­nı­yor ve ge­ri­de ka­lış­la­rın, ba­şa­rı­sız­lık­la­rın, ye­nil­gi­le­rin do­ğal se­be­bi olarak eti­ket­le­ni­yor.

Sad­ra şifa olacak nice kelam, hik­met, na­si­hat, her yeri saran kuru laf ka­la­ba­lık­la­rı­nın te­tik­le­di­ği kar­ga­şa­lar­la ha­ya­tın dı­şın­da bı­ra­kı­lı­yor. Yok­sul­lu­ğun, yok­sun­lu­ğun pa­ray­la gi­de­ri­le­mez tür­le­ri bu­lun­du­ğu ve ça­re­nin bazen sadece in­san­lık ol­du­ğu, us­ta­lık­la göz­ler­den uzak tu­tu­la­rak ha­ya­tın bütün de­rin­lik­le­ri, her gün ye­ni­den yı­kı­lıp ya­pı­lan za­ma­ne eğ­len­ce­lik­le­ri­nin haf­ri­ya­tıy­la sin­sice dol­du­ru­lup, ka­pa­tı­lı­yor. As­lı­na ere­me­di­ği­miz, er­me­ye niyet dahi et­me­di­ği­miz nice ha­ki­kat, bizi asıl­sız bı­ra­ka­rak ken­din­den uzak ve acı­na­sı kı­lı­yor!

Peki bu kar­ga­şa­ya kar­şı­lık çözüm ne­dir?

Çözüm “sözün gücünü” yeniden inşa ede­b­i­lme­kte sanırım!

“Nasıl?” olacak bu diy­e­nle­rle hep beraber bakalım;

Bi­len­ler anım­sa­ya­cak­tır, dünya ha­ya­tı­nın mut­lu, hu­zur­lu, fe­rah ve sağ­lık­lı ge­çi­ril­me­si için mu­ha­tap­la­rı­na bir yol ha­ri­ta­sı çizen ilahi hi­tap­ta “münafık” ke­li­me­si­nin ilk kez kul­la­nıl­dı­ğı, doğ­ru­lu­ğun en başa kon­du­ğu, en çok “yalan” ke­li­me­si­ne atıf ya­pıl­dı­ğı ve dünya ha­ya­tı­nın as­lın­da bir “sın­a­nma­d­an” iba­ret ol­du­ğu­nu an­la­tan; adı Ankebut olan ve an­la­mı “dişi örümcek” olan bir sûre var.

Sû­re­de Hz. Nuh, Hz. İb­ra­him, Hz. Lut’un dö­nem­le­ri­ne ait Med­yen, Âd, Se­mud, Fi­ra­vun, Ka­run ve Ha­man üze­rin­den açık­lık, doğ­ru­luk, ya­lansız­lık, eşit­lik ve pay­la­şım or­ta­mın­dan ay­rı­lıp “yalan” üze­ri­ne ya­pı­lar ku­rul­du­ğu­nu, kendi ara­la­rın­da çı­kar ve men­faat iliş­ki­le­ri ge­liş­ti­rip bu iliş­ki­le­ri “çıkar amaçlı” kut­sadık­la­rı­nı ve hatta bu iliş­ki­le­rin kut­san­ma­sın­dan put yapıp ta­pın­dık­la­rı­nı an­la­tır.

Aç­göz­lü­lü­ğün tim­sa­li olarak Hz. Şu­ayb’ın kavmi Medyen, hır­sın ve ha­se­din tim­sa­li olarak de­ve­yi bo­ğaz­la­yan Hz. Salih’in kavmi Semud, kib­rin, bi­rik­tir­me­nin ve in­san­la­rı uyuş­tur­ma­nın ör­ne­ği olarak Hz. Musa’nın kav­min­den Firavun, Karun ve Haman an­la­tı­lır.

Ve­ri­len bu ta­rih­sel ör­nek­ler­le de; on­la­rın halk­tan ay­rı­lıp ken­di­le­ri­ne özel ya­pı­lar, evler, ör­güt­ler, hi­zip­ler kur­du­ğu; ken­di­le­ri­ne özel iliş­ki ağ­la­rı, men­faat bir­lik­te­lik­le­ri, çı­kar çev­re­le­ri oluş­tur­mak­la ankebut yani “dişi örümcek” gibi ol­duk­la­rı­na dair atıf­lar ya­pı­lır.

Bi­len­ler bilir, halk ara­sın­da “karadul” olarak ta­bir edi­len dişi örüm­cek, aç­göz­lü­lü­ğün­den er­ke­ği­ni yer ve ilahi hi­tap, sûre­ye adını veren bu hay­van üze­rin­den kâi­nat ayet­le­ri­ni ör­nek ve­re­rek in­san­la­rı bu ko­nu­da uya­rır.

Sözün gücü burada devreye girer!

Sû­re­nin ta­ma­mın­da bi­rik­tir­me hır­sı, bi­rik­tir­dik­le­ri ile servet ve iktidar üze­rin­den kibir­len­me, baş­ka­sı­nın elin­de­ki­ne göz dik­me; bu amaç uğ­ru­na çı­kar iliş­ki­le­ri ve grup­la­rı oluş­tur­ma, bun­la­rı kut­sa­ma ve hatta on­la­ra ta­pın­ma; doğ­ru­luk, eşit­lik ve pay­la­şım or­ta­mı olan halk­tan ay­rı­lıp “örümcek evleri” yani hizip, grup, gizli örgüt, mafya, şebeke olu­ştu­rma; bu örümcek evle­r­i­nde gizli gör­ü­şme­l­er yapma, kumpas haz­ı­rla­ma, kapalı kapılar ardında iş çevirme gibi mün­a­f­ı­klık alameti olan birçok konuya atıf yap­ı­l­a­r­ak, bunla­r­ın halktan ayrı­l­a­r­ak birer çıkar şeb­e­k­e­si veya menfaat grubu haline geldi­kle­ri zaman anke­b­u­ta yani örümcek yuv­a­s­ı­na dön­ü­şmüş ola­c­a­kla­rı def­a­l­a­rca bel­i­rti­l­ir.

Zira yuk­a­r­ı­da andığım gibi; nasıl ki örümcek yani karadul, açgö­zlü­l­ü­ğ­ü­nden kendi erke­ğ­i­ni yerse, bunlar da kısa sürede adam öğütme ve yeme mek­a­n­i­zma­s­ı­na dön­ü­ş­e­r­ek kendi çık­a­r­ı­na, varlı­ğ­ı­na, grubuna, ideo­l­o­j­i­s­i­ne karşı tehdit olarak gördü­ğ­ü­nü yok etmek ister.

Nasıl ki örümcek kuytu­l­a­rda yaşar, pusu kurar, ısırmak ve sokmak dışında bir kavga tarzı bilme­zse; bunlar da zamanla örümcek yuv­a­s­ı­na dön­ü­ş­e­r­ek kuytu­l­a­rda gizle­n­ir, pusuya yatar, ısırır ve sok­a­rlar.

Nasıl ki örümcek ken­a­rdan izler, takip eder, ileri nokta­l­a­ra ağını atarsa; bunlar da izler, takip eder, dinler, fişler, ileri nokta­l­a­ra ağını atarak planlar kurar, dol­a­plar çev­i­r­i­rler.

İlahi beyan ışı­ğ­ı­nda halk olarak tabir etti­ğ­i­m­iz toplum ile anke­b­u­t­un arasına aslında çok net çizgi­l­er çiz­i­lmi­ştir. Birkaç örnek vermeye çal­ı­ş­a­l­ım;

Halk, saf bir yürek tem­i­zli­ği ile bir araya gelen insa­nla­rdan oluşmuş iken; anke­b­u­tta ise bu tem­i­zli­ğ­in aksine özel bir maksat, kirli ve gizli bir çıkar ili­şki­si mevcu­ttur.

Halkı bir arada tutan şey doğru­l­uk ve herke­sle payla­ş­ım iken; anke­b­u­tta ise gizli planlar ara­c­ı­l­ı­ğ­ı­yla kişi ve grup menfaa­ti esastır.

Bir araya gelen halk, bir açıklık yani ale­n­i­y­et ortamı iken; anke­b­u­tta ise tam tersine gizli saklı iş çevirme mevcu­ttur.

Halkın kapısı birbi­r­i­ne açıktır ama anke­b­u­tta kapalı kapılar ardında “gizli”, “özel” topla­ntı­l­ar yapılır.

Halk, bir kayna­şma, payla­şma, birli­kte­l­ik orta­m­ı­d­ır ve payla­ş­ım esas olduğu, herkes birbi­r­i­n­in derdi ile dertle­ndi­ği için zengin ve yoksul uçurumu giderek azalır ve hatta biter. Anke­b­u­tta ise tam tersine zengin yoksul uçurumu giderek büyür. Zira onda halkın çıkarı değil, kişi ve gru­pla­r­ın menfaa­ti esastır.

Halk, bir payla­ş­ım ve birli­kte­l­ik orta­m­ı­d­ır ve bu ortamda biri yerken diğeri bakmaz, biri açken diğeri tok yatmaz. Anke­b­u­tta ise kişi veya grubun ön planı esas olduğu için biri yerken diğeri bakar, biri tok yat­a­rken diğeri aç sab­a­hlar.

Halk, bir eşitlik orta­m­ı­d­ır ve bu ortamda ebedi mak­a­mlar ve rütbe­l­er yoktur. Zira mak­a­mlar ve rütbe­l­er birer ema­n­e­ttir ve halk için değer üretme, hizmet etme esasına dayanır. Anke­b­u­tta ebedi mak­a­mlar ve rütbe­l­er üre­t­i­l­e­r­ek; iş olmasa bile o mak­a­mla­rda otu­r­u­l­ur, o rütbe­l­er ebe­d­i­y­en taşınır.

Halk ara­s­ı­nda kişi, toplu­l­u­ğa hizmet etmek, onun yar­a­l­a­r­ı­nı sarmak, toplu­m­un derdi ile dertle­n­e­r­ek değer üretmek ile mük­e­llef iken; anke­b­u­tta ise halk kişi veya belli bir zümreye hizmet eder.

Halk ara­s­ı­nda hiy­e­r­a­rşi yoktur, zira insa­nlar yan yanadır. Anke­b­u­tta ise hiy­e­r­a­rşi vardır, zira insa­nlar alt-üst şekli­nde­d­ir.

Halk ara­s­ı­nda gizli saklı işler çevirme, yalan ve bir­i­kti­rme büyük ahlâki suç sayılır. Anke­b­u­tta ise hangi koşulda olursa olsun güçsüz kalma suçtur. Çünkü hakkın gücü değil, gücün hakkı esastır.

Halk ara­s­ı­nda imti­y­a­zlar yoktur, zira herkes insan sıfatı ile eşittir. Anke­b­u­tta ise ayrı­c­a­l­ı­klar vardır; zira makam, servet, şöhret ve iktidar sah­i­ple­ri ayrı­c­a­l­ı­klı muamele görür.

Halk ara­s­ı­nda üstü­nlük ancak insa­nla­ra, doğaya ve çevreye zarar verme­kten sakınma yani takva iledir. Anke­b­u­tta ise üstü­nlük makam, servet, şöhret ve iktidar sahibi olmakla ilgi­l­i­d­ir.

Halk öksü­zler, yoksu­llar, ezi­l­e­nler ve muhta­çla­rla ilgi­l­e­n­i­rken; anke­b­u­tta ise örümcek evine adam kaz­a­ndı­rma­kla uğra­ş­ı­l­ır, şahsi çıkar, mevki, makam ve ihale peşinde koşulur.

Halk içinde adalet, eşitlik ve özgü­rlük coşkusu vardır; anke­b­u­tta ise bu rant coşkusu ve hizip taa­ssu­b­u­na dönüşür.

Halk içinde kusur ve ayı­pla­r­ın üzerini örtme esastır. Anke­b­u­tlar ise ayıp ara­ştı­rma, dinleme ve fişle­m­e­de mah­i­rdir.

Halk, zayıfın yanında durur, onu kuc­a­klar, darına gen­i­şlik, zoruna kol­a­ylık olur iken; anke­b­u­tta sadece gücün ve güçlü­n­ün yanında olmak esas oldu­ğ­u­ndan iktidar ve güç nerede ise orada bul­u­nmak mar­i­f­e­ttir.

Halk kendi bağrı­ndan kanaat timsali Ebuzer’ler yet­i­şti­r­ir iken, anke­b­u­tta Karun’lar yet­i­şti­rmek esastır.

Halk kendi içinden Musa’lar çık­a­rtır, anke­b­u­tta ise Fir­a­v­u­nlar üretmek asıl amaçtır.

Ancak tüm bunlara rağmen halkı parça­l­a­m­ak, bölmek çok zor iken; ankebut örümcek yuvası oldu­ğ­u­ndan onu dağ­ı­tmak için sert bir rüzgâr yet­e­rli­d­ir.

Dol­a­y­ı­s­ı­yla karde­şli­ğ­in, sevgi­n­in, merha­m­e­t­in, ada­l­e­t­in, eşi­tli­ğ­in, açı­klı­ğ­ın, yal­a­nsı­zlı­ğ­ın ve payla­ş­ı­m­ın olduğu yerden, halk ded­i­ğ­i­m­iz toplum pek tabii ki yeniden doğ­a­c­a­ktır.

Ancak anke­b­u­tlar da ilahi beyana göre hep ola­c­a­kla­rdır!

İşte bu yüzde­ndir ki bugün hepimiz adeta doymak bilmez birer kem­i­rge­ne dön­ü­ştük. Sadece hayatın tabii kayna­kla­r­ı­nı değil, anla­m­ı­nı da kemirip duruyor; birbi­r­i­m­i­zi hiç bıkma­d­an usa­nma­d­an inci­t­i­y­or, kendi­m­i­zi şu kal­a­b­a­l­ık gez­e­g­e­nde yalnı­zlı­ğa, ıssı­zlı­ğa mahkûm edi­y­o­r­uz. Kimse kimseye kap­ı­s­ı­nı açmak iste­m­i­y­or, çünkü kimse kimseye güv­e­n­e­m­i­y­or artık.

Çözüm ise can­ı­m­ı­zı acıtma pah­a­s­ı­na kendi içi­m­i­zden çıkıp kendi­m­i­ze bakarak, “insan”da neyin yanlış gitti­ğ­i­ne çok yak­ı­ndan bakma­m­ı­zdan geçiyor!

Farkı­nda­l­ık dil­e­kle­r­i­mle.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir