LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 2. Cilt
LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 2. Cilt Orijinal fiyat: ₺320.00.Şu andaki fiyat: ₺50.00.
Back to products
LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 4. Cilt
LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 4. Cilt Orijinal fiyat: ₺350.00.Şu andaki fiyat: ₺75.00.

LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 3. Cilt

Orijinal fiyat: ₺380.00.Şu andaki fiyat: ₺75.00.

Eserin fiziki baskısı bulunmadığı için 599 sayfalık bu dijital eser mail adresinize pdf olarak iletilecektir.

LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 3. Cilt, kadın, recm, mitolojik din anlatıları, namaz, zekât, infak, oruç, hac, tevhid, şefaat, dua, tekfir, nefis, Kur’an’a dönüş, devlet yönetimi ve insan psikolojisi gibi çok geniş bir alanda, Kur’an merkezli bir bakışla geleneksel din algısını yeniden tartışan son derece yoğun bir araştırma ve yüzleşme eseridir. Dijital olarak sunulan bu çalışma, bir kez okunup kapatılacak değil; bölümlerine tekrar tekrar dönülerek üzerinde düşünülecek, not alınacak ve ciddi bir başvuru metni gibi kullanılacak güçlü bir içerik taşır.

Açıklama

LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 3.CİLT

(599 sayfa)

Eserin fiziki baskısı bulunmadığı için dijital eser olup mail adresinize pdf olarak iletilecektir.

LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 3. Cilt, yalnızca bir önceki iki ciltte açılan tartışmaları sürdüren bir devam kitabı değildir; o, “uydurulan din” ile “indirilen din” ayrımını artık daha da somut, daha da hayatın içine inen ve çok daha doğrudan sonuçlar üreten alanlarda tartışmaya açan büyük bir hesaplaşma metnidir. Bu ciltte mesele yalnızca dinin kaynağını belirlemek, hadisi, mezhebi, cemaati ve tarikatı sorgulamak değildir; burada artık kadın meselesinden namaza, zekâttan infaka, oruçtan hacca, tevhidden şefaate, kandil gecelerinden duaya, tekfirden nefis kavramına, insan psikolojisinden devlet yönetimine kadar uzanan son derece geniş bir alanda, Kur’an merkezli bir din anlayışının hayata nasıl bakacağı ve geleneksel din kalıplarının bu alanlarda ne tür sapmalar ürettiği ele alınmaktadır. Bu bakımdan üçüncü cilt, yalnızca serinin bir halkası değil; ilk iki ciltte zihinsel olarak açılan kapıların, bu kez doğrudan hayatın merkezindeki sorunlara uygulanmış kapsamlı bir çalışma alanıdır.

Bu eserin en dikkat çekici taraflarından biri, kadın meselesini cildin çok erken aşamasında merkeze almasıdır. Daha içindekiler sayfasında görüldüğü üzere kitap, yaratılış, insanın halife oluşu, ahlâk ve adalet ilişkisi, “Kur’an dininde kadın – uydurulan dinde kadın”, çok eşlilik, cariyelik, kadının şahitliği, miras, “kadınları dövme” meselesi, kaburga kemiği iddiası, evin reisi erkek midir tartışması ve Kur’an’ın kadınlara ne getirdiği gibi son derece hassas başlıkları peş peşe açmaktadır. Bu tercihin önemi büyüktür; çünkü yazar burada kadın meselesini yan bir toplumsal konu olarak değil, doğrudan din yorumunun doğruluğunu sınayan ana bir alan olarak görmektedir. Kadın hakkında üretilmiş her yanlış yorumun, aslında vahiy ile gelenek arasındaki ayrımı, adalet ile tahakküm arasındaki farkı ve dinin kim tarafından, hangi kültürel yüklerle yorumlandığını ele verdiğini savunur. Bu yüzden bu cilt, kadın konusunu savunmacı birkaç cümleyle geçiştiren bir kitap değil; aksine, kadın meselesi üzerinden din dilinin ne kadar bozulduğunu göstermeye çalışan güçlü bir yüzleşme metnidir.

Kitabın en sarsıcı yönlerinden biri, “Büyük bir uydurma; recm” gibi başlıklarla, yüzyıllardır dinin kesin hükmü gibi dolaşan bazı kabulleri doğrudan tartışmaya açmasıdır. Burada mesele yalnızca belli hükümlerin doğruluğu değildir; asıl mesele, Allah’ın kitabında olup olmayanla, tarih içinde dine eklemlenmiş şeyleri ayırt etme ciddiyetidir. “Keçi Kur’an ayetini yok mu etti?”, “zina yapan maymunlar nasıl taşlandı?” gibi provokatif ve sarsıcı başlıkların kullanımı, okuru rahatsız etmek için değil; din adına dolaşıma sokulan sözlerin ne kadarının gerçekten ilahî kaynaklı, ne kadarının ise insan eliyle kurulmuş bir anlatı dünyası olduğunu düşündürmek içindir. Bu da eserin tonunu belirler: Rahatlatan değil rahatsız eden, ezberi koruyan değil ezberi bozan, okuru savunmaya iten ama sonunda onu yöntem meselesine geri döndüren bir çizgi. Bu nedenle LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 3. Cilt, sadece bir anlatım değil; doğrudan zihinsel bir sarsıntı üretme girişimidir.

Bu cildin kapsamını büyüten bir başka alan da, İslam mitolojisi diyebileceğimiz geniş bir inanç ve anlatı evrenini tartışmaya açmasıdır. Mehdi, Deccal, Hz. İsa’nın yeniden gelişi, Yecüc-Mecüc, Dabbe, kandil geceleri, üç aylar, Miraç, Beraet, Mevlid, Regaip ve benzeri popüler dinî başlıklar, burada yalnızca halk inançları düzeyinde değil; Kur’an merkezli bakış açısından yeniden değerlendirilir. Bu çok önemlidir; çünkü geniş kitlelerin din algısı çoğu zaman doğrudan ayetlerden değil, tam da bu tür anlatıların duygusal gücünden beslenir. Kitap, bu nedenle yüksek tartışmaları sadece “âlimler arası” sahada bırakmaz; halkın dindarlığını, gündelik ibadet algısını ve kutsal tasavvurunu şekillendiren bütün o güçlü mitolojik yükleri de sorgular. Bu yönüyle üçüncü cilt, dinî düşünceyi teorik bir kuleye hapsetmeden, doğrudan gündelik inanç pratiklerinin içine girer ve şu soruyu kaçınılmaz kılar: Kur’an’ın kurduğu din algısıyla, halkın sevdiği ama doğruluğunu çoğu zaman hiç sınamadığı anlatı evreni gerçekten ne kadar örtüşmektedir?

Eserin çok belirgin ve çok değerli bir başka omurgası, ibadet kavramlarını yeniden ele alış biçiminde ortaya çıkar. Bu ciltte namaz, abdest, gusül, zekât, infak, sadaka, oruç, hac ve kurban gibi dinî hayatın tam merkezinde duran ibadetler, alışılmış ilmihal diliyle değil; doğrudan Kur’an’daki kullanım biçimleri, kavramsal alanları ve geleneksel İslam’ın bunları nasıl yorumladığı üzerinden tartışılır. Özellikle ibadet–nusuk ayrımı, namazın vakitleri ve kapsamı, rekat tartışmaları, kıble, ezan, cuma, savaşta namaz, zekât ile infak ilişkisi, nafakalandırma, orucun amacı, fidye, takva, hac vakitleri ve haram aylar gibi başlıkların birlikte ele alınması, bu cildin yalnızca polemik değil aynı zamanda bir ibadet yorumu kitabı olduğunu da gösterir. Yani kitap, “şu yanlış, bu doğru” demekle yetinmez; bizzat dinî pratiğin temel kolonlarını yeniden düşünmeye açar. Bu yüzden bu cilt, sıradan bir teorik eleştiri metni değil; okurun ibadet anlayışını ve gündelik dini yaşama biçimini doğrudan etkileyecek bir yoğunluk taşır.

Kitabın en genişleyen damarlarından biri de, tevhid, şirk, şefaat, dua, tekfir ve nefis gibi dinin doğrudan inanç ve ahlâk alanını belirleyen kavramları yeniden tartmasıdır. Burada tevhid sadece bir inanç cümlesi değil; şirk ise yalnızca eski putperestlik değil, sekülerleşmiş ve görünmez hâle gelmiş çağdaş sapmalar olarak ele alınır. Şefaat kavramı tarihsel arka planı, kavrama dönüşme süreci ve Kur’an’daki istisna dili üzerinden masaya yatırılırken; dua kavramı da “yalnızca Allah’tan istemek”, “Allah’ın duaları kabul etme sözü verip vermediği”, “çağrı”, “yardım dileme usulü” ve insanın Allah ile ilişkisinin niteliği üzerinden yeniden düşünülür. Tekfir bahsinin dinî, teolojik, politik ve ideolojik boyutlarıyla ele alınması ise, bu cildin yalnızca metafizik meselelerle ilgilenmediğini; çağın en yakıcı siyasal ve toplumsal din dilini de sorguladığını gösterir. Aynı şekilde nefis kavramının yozlaştırılması, nefisle ilgili uydurma hadisler, nefsin merhaleleri gibi yaygın kullanımların tartışılması, eserin modern dindarlık psikolojisine de güçlü biçimde temas ettiğini kanıtlar. Bu nedenle üçüncü cilt, yalnızca inanç esaslarını sıralayan bir kitap değil; kavramların nasıl bozulduğunu ve bu bozulmanın insan şahsiyetini nasıl etkilediğini gösteren katmanlı bir zihniyet çözümlemesidir.

Kitabın kapsamını daha da büyüten ve onu sıradan din tartışmalarının ötesine taşıyan önemli başlıklardan biri de, Kur’an’a dönüş, Kur’an’ı anlama yöntemi, Kur’an yetmez diyenlerin iddiaları, çoğunluğa uyma, insan psikolojisi, sorunların çözümünde Kur’an, devlet yönetimi, şura, adalet, emanetin ehline verilmesi, dinde zorlama yoktur ve padişahlık sisteminin Kur’an’la uyuşmazlığı gibi alanlara uzanmasıdır. Bu çok önemlidir; çünkü yazar burada yalnızca bireysel dindarlığı değil, toplumsal örgütlenmeyi, siyasal düzeni, hukuk ve yönetim anlayışını da Kur’an ekseninde yeniden tartmaya açar. Böylece kitap, ibadet merkezli bir darlığa düşmez; dinin bireyden devlete, aileden topluma, ahlâktan siyasal yapıya kadar uzanan bir bütünlük taşıdığını ve Kur’an merkezli okumanın bu bütünlüğü yeniden kurabileceğini ileri sürer. Bu bakımdan eser, yalnızca “dini düzeltme” değil; aynı zamanda İslami aklın toplumsal düzeni hangi ilkelere göre düşüneceği sorusunu da gündeme getiren büyük bir metindir.

Bu eser için özellikle vurgulanması gereken bir başka nokta da, onun dijital olarak sunulmasının büyük bir avantaj oluşudur. Çünkü böyle bir metin, roman gibi bir solukta okunup kapatılacak türden değildir. Okur bu kitapla bölüm bölüm yaşar, kavram kavram döner, belli başlıklara tekrar girer, bazı yerlere itiraz eder, bazı pasajların altını zihninde yeniden çizer, başka bölümlerle karşılaştırır ve kendi inanç düzenini yavaş yavaş bu büyük tartışmanın içinde yeniden kurmaya çalışır. Kadın, recm, mitoloji, namaz, infak, şefaat, tekfir, nefis, devlet yönetimi, kabir azabı, çoğunluğa uyma, insan psikolojisi ve Kur’an’ı anlama yöntemi gibi başlıkların tek bir ciltte toplanmış olması, bu eseri fiziksel bir kitap kadar değil, belki ondan daha fazla dijital çalışma metni yapar. Çünkü bu kitap, ekranda tekrar tekrar açılmaya, belirli konu başlıklarına hızlıca dönülmeye, not alınmaya, karşılaştırmalı biçimde okunmaya son derece müsaittir. Kısacası bu cildin dijital oluşu, onun değerini düşürmez; tersine, doğasına daha uygun, daha işlevsel ve daha kalıcı bir kullanım biçimi sunar.

Bu kitabı satın almayı düşünen biri açısından belirleyici soru şudur: Ben yalnızca inandığım şeyleri teyit eden bir metin mi arıyorum, yoksa kendi din algımı gerçekten sarsacak ve yeniden düşünmeye zorlayacak bir eser mi? Eğer aranan şey kolay onaylar, tanıdık cümleler ve zihni yormayan bir tekrar ise, bu kitap o tür bir okuma vadetmez. Fakat aranan şey, Kur’an, kadın, ibadet, inanç, toplum, siyaset, nefis, tekfir ve dini yorum alanında biriken bütün ağır soruları aynı masaya yatıran, okuru korumayan, onu zaman zaman öfkelendiren, zaman zaman irkilten ama tam da bu yüzden düşünmeye mecbur bırakan güçlü bir metinse, LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 3. Cilt tam böyle bir eserdir. Çünkü bazı kitaplar yalnızca okutmaz; insanın zihnindeki yerleşik otoriteleri söküp atar, yerine daha zor ama daha dürüst sorular bırakır. Bu cilt, işte o türden bir metindir.

Sonuç olarak LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 3. Cilt, kadın meselesinden ibadetlere, mitolojik anlatılardan şefaat ve tekfir tartışmalarına, nefisten insan psikolojisine, Kur’an’ı anlama yönteminden devlet yönetimine kadar uzanan son derece geniş bir alanda, okurunu hem geleneksel din algısıyla hem de kendi zihnindeki kutsal otoritelerle yüzleştiren çok güçlü bir çalışmadır. Bu kitap, yalnızca bilgi aktaran değil; okurun din anlayışını, ibadet tasavvurunu, adalet ölçüsünü ve hakikatle ilişki kurma biçimini kökten tartışmaya açan büyük bir zihinsel eşiktir. Ve belki de tam bu yüzden, dijital olarak edinilecek bu eser, arşivde unutulacak bir dosya değil; ciddi okuyucunun dönüp dönüp açacağı, her seferinde başka bir başlıkta yeniden sarsılacağı ve kendi inanç yürüyüşünü yeniden tartacağı kalıcı bir metin değeri taşır.