LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 5. Cilt (Dijital)
LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 5. Cilt (Dijital) Orijinal fiyat: ₺320.00.Şu andaki fiyat: ₺50.00.
Back to products

LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 6. Cilt (Dijital)

Orijinal fiyat: ₺350.00.Şu andaki fiyat: ₺75.00.

Eserin fiziki baskısı bulunmadığı için 598 sayfalık bu dijital eser mail adresinize pdf olarak iletilecektir.

LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 6. Cilt, Allah’ın insanla konuşması, Kur’an’ın din algısı, münafıklık, takva, örtünme, zina, cuma, infak, cehennem, kul hakkı, tevhid, özgürlük, kısas, hırsızlık ve meal okuma yöntemi gibi çok geniş bir alanda, geleneksel din algısını Kur’an merkezli bir bakışla yeniden tartışan son derece yoğun bir araştırma ve yüzleşme eseridir. Dijital olarak sunulan bu çalışma, bir kez okunup kapatılacak değil; bölümlerine tekrar tekrar dönülerek üzerinde düşünülecek, not alınacak ve ciddi bir başvuru metni gibi kullanılacak güçlü bir içerik taşır.

Kategoriler:
Açıklama

LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN 6.CİLT

(598 sayfa)

Eserin fiziki baskısı bulunmadığı için dijital eser olup mail adresinize pdf olarak iletilecektir.

LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 6. Cilt, serinin yalnızca son kitabı değildir; o, önceki beş cilt boyunca açılan bütün yarıkları, bütün temel kavramları, bütün tartışma eksenlerini ve bütün zihinsel hesaplaşmaları daha merkezî, daha içe işleyen ve daha belirleyici başlıklar etrafında son kez büyük bir masaya yatıran nihai bir yüzleşme metnidir. Bu ciltte mesele artık sadece “geleneksel İslam” ile “Kur’an merkezli İslam” arasında teorik bir tercih yapmak değildir; mesele, Allah ile insan arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı, vahyin nasıl okunacağı, korku ile takvanın nasıl ayrılacağı, nifakın çağdaş yüzlerinin nasıl tanınacağı, örtünmenin, zinanın, tevbenin, cuma namazının, infakın, kısasın, cehennemin, tevhidin, özgürlüğün ve meal okumanın hangi yöntemle ele alınacağıdır. Böylece bu son cilt, seriyi kapatan bir metin olmaktan çok, serinin bütün omurgasını görünür hâle getiren son büyük eşik hâline gelir. Daha kapağından ve içindekilerinden itibaren bu niyet açıkça hissedilir; çünkü kitap, okuru rahatlatmak için değil, onun son sığınağı sandığı düşünsel güven alanlarını da Kur’an merkezli bir muhasebenin içine çekmek için yazılmıştır.

Bu cildin asıl sarsıcılığı, “Allah beşer ile konuşuyor” fikrini merkeze alan giriş bölümünde daha ilk sayfalardan itibaren hissedilir. Burada yazar, Allah’ın insanla konuşmasının neden dindarın dilinde tabiî, fakat simsarın dilinde tehlikeli bir alan hâline geldiğini tartışırken, modern Müslüman zihnin çok derin bir korkusunu da açığa çıkarır: İstismar edilmesin diye Allah’ı adeta “suskun” bir ilaha dönüştürme korkusu. Oysa kitap, Allah’ı “Hayy” ve “Mütekellim” olarak, yani yaşayan ve konuşan ilah olarak kavrayan bir dil önerir; bunu yaparken de peygamberlik iddiasına kapı aralamadan, ilham, vicdan, vahiy ve insanlıkla birlikte yürüyen ilahî hitap arasındaki ilişkiyi tartışır. Bu son derece kritik bir eşiktir; çünkü burada mesele artık yalnızca kutsal metnin ne dediği değil, insanın Allah ile bugün nasıl bir ilişki kuracağıdır. Bu yönüyle altıncı cilt, serinin belki de en cesur başlangıcını yapar ve okura şu büyük soruyu bırakır: Allah ile ilişkiyi tarihin içine mi kapattık, yoksa gerçekten hâlâ yaşayan bir hitaba muhatap olduğumuzu kabul etmeye hazır mıyız?

Kitabın bir başka büyük gücü, Kur’an’ın anlatım biçimini, deyimlerini, hayır seslerini, din algısını ve ilk ayetini yeniden düşünmeye çağırmasıdır. Bu tercih çok önemlidir; çünkü yazar burada yalnızca hüküm çıkaran bir anlayışla yetinmez, doğrudan vahyin diline, üslubuna ve hitap yöntemine döner. Bir kitabın ruhu, sadece ne söylediğinde değil, nasıl söylediğinde de gizlidir; altıncı cilt tam da bu bilinçle hareket eder. Kur’an’daki anlatım sanatını, deyimsel kullanımları ve vurgu sistemini anlamadan, onu yalnızca literal ve parçacı okumanın nasıl büyük anlam kaymalarına yol açtığını hissettirir. Böylece eser, okuru yalnızca “ayet bilen” biri olmaya değil; Kur’an’ın nasıl konuştuğunu, hangi tür dille inşa ettiğini, nasıl uyardığını, nasıl çağırdığını ve nasıl dirilttiğini anlamaya çağırır. Bu bakımdan altıncı cilt, serinin en kuvvetli yöntem kitaplarından biri olarak da okunabilir; çünkü vahyin ne dediği kadar, onu nasıl duyacağımızı da tartışır.

Bu cildin merkezî damarlarından biri, hiç kuşkusuz Kur’an’ın din algısı, münafık, din adamı eleştirileri, materyal–din ilişkisi ve eşya dini etrafında yürür. Burada yazar, dini yalnızca inkârcıların bozduğunu değil; kimi zaman tam tersine, din dili kullanarak, kutsalı temsil ettiğini söyleyerek, Allah’tan çok din adamının sözünü merkezleştirerek ve eşya, statü, menfaat, görünürlük ve kutsal semboller üzerinden yeni dinler üreterek bozanları tartışır. Münafıklık, bu ciltte sadece klasik bir ahlâk kusuru olarak değil; bozuk davranış, ikili dil, hakikatle çıkar arasındaki salınım ve dinin araçsallaştırılması biçiminde ele alınır. Din adamı eleştirileri kısmında ruhban, ahbar, Haman, Rabbaniyyun ve günümüz dindarlarına dönük değerlendirmeler bir araya geldiğinde, kitap açık biçimde şunu düşündürür: Dini tehdit eden en büyük bozulma, çoğu zaman dışarıdaki inkâr değil, içerideki temsil krizidir. Bu yüzden altıncı cilt, yalnızca gelenek eleştirisi değil; aynı zamanda kutsal iktidar, din tüccarlığı ve temsilde bozulma eleştirisidir.

Kitabın çok güçlü bir başka omurgası, ecel, tefekkür, örtünme, tevbe, zina, salavat, tevekkül, cinn, korku ve takva gibi kavramları yeniden tartışmaya açmasında belirir. Bu başlıkların yan yana gelişi bile cildin kapsamını göstermeye yeter. Çünkü burada mesele, yalnızca birkaç tartışmalı hükmü düzeltmek değildir; asıl mesele, Müslümanın hayatı boyunca sürekli karşılaştığı temel korkular, yasaklar, ahlâkî sınırlar ve kutsal kavramların gerçekten nasıl anlaşılması gerektiğidir. Örneğin örtünme ve başörtüsü bahsinde, tarih, amaç, ziynet, ses ve giyim-kuşam ayetleri birlikte düşünülür; zina bahsinde yalnızca ceza değil, zarar, toplumsal sonuç ve kutsal kitaplar arası yaklaşım farkları da dikkate alınır; takva bahsi ise korkunun kaba bir tehdit psikolojisi değil, Allah karşısında bilinçli, ölçülü ve ahlâkî bir teyakkuz hâli olduğunu gösterecek biçimde işlenir. Böylece eser, Müslümanlığı yasakların dar koridoruna sıkıştırmaz; onu bilinç, tefekkür, ahlâk ve yöntem alanında yeniden inşa etmeye çalışır. Bu da altıncı cildi yalnızca polemik değil, aynı zamanda ciddi bir ahlâk ve kavram inşası kitabı yapar.

Altıncı cildin son derece çarpıcı alanlarından biri, Cuma namazı, infak, doğum kontrolü ve kürtaj, bireycilik, toplum ve paylaşım, gayb, cehennem, kul hakkı, oruca farklı bakış, kısas, hırsızlık, Lut kıssası, mescid-i dırar yapılanmaları ve diri tevhid gibi hayata doğrudan değen başlıklarda ortaya çıkar. Burada kitap, dinin büyük kavramlarını gündelik hayatın, siyasetin, aile yapısının, toplumsal yıkımın ve ahlâk krizlerinin içine taşır. Cuma, yerel gündem toplantısı ve en hayırlı salat olarak düşünülürken; infak, toplumsal paylaşıma ve sorumluluğa bağlanır; kul hakkı ise yalnızca vaazların klişe cümlesi değil, ahirette insanın önüne dikilecek büyük adalet sınavı olarak belirir. Kısas, hırsızlık ve zina gibi başlıkların ayrı ayrı ele alınması da çok önemlidir; çünkü yazar burada cezayı değil yalnızca, kavramların arkasındaki ahlâkî düzeni, toplumsal dengeyi ve vahyin neyi korumaya çalıştığını da düşündürmek ister. Böylece altıncı cilt, teorik bir din kitabı olmaktan çıkar ve doğrudan yaşayan hayatın içine girer. Bu yüzden okur, sayfalar ilerledikçe yalnızca kavram öğrenmez; kendi gündelik hayatının hangi alanlarında din adına yanlış düşündüğünü, hangi alanlarda geleneği vahyin önüne koyduğunu ve hangi konularda korkuyla değil takvayla düşünmesi gerektiğini de fark etmeye başlar.

Bu cildin büyüklüğünü ortaya koyan çok önemli bir başka damar, Kur’an’a bir de bu gözle bakın, Kur’an-ı Kerim meallerini nasıl okumalıyız?, Kur’an’da Kur’an, Kur’an’ı böyle anladılar ve Kur’an’da hangi konu hangi ayette geçiyor? gibi bölümlerde görünür hâle gelir. Bu, serinin bütününe yayılan “Kur’an kendi kendisini açıklar” çizgisinin altıncı ciltte en pratik ve en kullanışlı biçimlerinden biridir. Çünkü burada yazar, okura sadece “Kur’an yeterlidir” demekle kalmaz; onu nasıl okuyacağını, nasıl anlaması gerektiğini, meallerle nasıl ilişki kurması gerektiğini ve konular arası bütünlüğü nasıl göreceğini de gösterir. Özellikle sayfalar sonunda yer verilen alfabetik konu fihristi ve nüzul sıralaması, bu cildi yalnızca teorik değil aynı zamanda başvuru metni hâline getirir. Başka bir ifadeyle bu eser, sadece bir iddia ortaya koyan değil; okura bizzat çalışma disiplini, takip yöntemi ve Kur’an’la yeniden ilişki kurma pratiği sunan bir kitaptır. Bu yüzden altıncı cilt, serinin belki de en “kullanılabilir”, en “çalışılabilir” ve en “dönüp dönüp açılabilir” halkalarından biridir.

Altıncı cildin bu kadar önemli oluşunun bir nedeni de, seriyi kapatan kitap olmasıdır. Bu bir kapanış olmanın ötesinde, aynı zamanda bir toparlama, derinleştirme ve nihai hesaplaşma anlamına gelir. Önceki ciltlerde hadis, sünnet, mezhep, cemaat, tarikat, kadın, ibadet, toplum, siyaset ve dindarlığın değişen yüzü gibi geniş alanlarda açılan tartışmalar, bu ciltte daha merkezî kavramlar üzerinden tekrar yoğunlaşır: Allah–insan ilişkisi, vahiy dili, nifak, takva, tefekkür, hürriyet, kul hakkı, tevhid, cehennem, büyüklük vehmi, sahte din yapıları ve hakikatle ilişki. Yani altıncı cilt, yalnızca yeni başlıklar eklemez; serinin geri kalanını da yeni bir ışık altında yeniden okuma imkânı verir. Bu nedenle bu kitabı okuyan biri, yalnızca altıncı cildi bitirmiş olmaz; aynı zamanda ilk beş cildi de başka bir bilinçle geriye doğru yeniden düşünmeye başlar. Bu, bir serinin son kitabı için son derece büyük bir değerdir.

Bu eser için özellikle vurgulanması gereken hususlardan biri de, dijital formatta sunulmasının güçlü bir avantaj oluşudur. Çünkü altıncı cilt, düz bir okuma metni değildir; bölüm bölüm dönülür, konu konu açılır, kıyas yapılır, alt başlıklara geri dönülür ve kimi başlıklar başka bağlamlarda tekrar tekrar okunur. Örneğin bir okur, örtünme bahsine farklı bir zamanda; takva, cehennem veya kul hakkı bölümüne başka bir ihtiyaç ânında; meal okuma yöntemine ve fihrist kısmına ise bambaşka bir çalışma sırasında yeniden dönecektir. Böyle bir yapı, dijital erişim için son derece uygundur. Çünkü bu cilt, rafta bekleyen bir süs kitabı değil; ekran üzerinde açılıp işaretlenecek, konu başlıklarına hızlı geçiş yapılacak, not alınacak ve uzun süre başvuru metni gibi kullanılacak bir çalışma dosyası karakteri taşır. Özellikle konu fihristi ve ayet indeksleri, dijital kullanımda bu eserin değerini daha da artırır. Bu yüzden altıncı cildin dijital oluşu, eksiklik değil; aksine onun doğasına uygun bir işlevsellik kazandırır.

Bu kitabı satın almayı düşünen biri açısından asıl soru şudur:

Ben sadece teyit edilmek mi istiyorum, yoksa din, Allah, vahiy, ibadet, ahlâk ve hayat hakkında bugüne kadar kurduğum dili gerçekten tartışmaya açabilecek kadar ciddi bir metne hazır mıyım?

Çünkü bu eser, okuru rahatlatmaz. Tersine, onu yerinden eder. Allah’ı suskunlaştıran dindarlık biçimleriyle, korkuyu takva zanneden din diliyle, geleneksel kalıpları vahiy sanan kolaycılıkla, özgürlükten korkan cemaatçi reflekslerle ve Kur’an’ı gerçekten okuyup anlamadan onun adına konuşan zihniyetle yüzleştirir. Bu nedenle LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 6. Cilt, okuyucusuna sadece yeni bilgiler veren bir kitap değildir; onun dinle kurduğu ilişkiyi kökünden sorgulatan bir zihinsel eşiğe dönüşür. İşte bu yüzden, bu eser dijital olarak edinildiğinde bir dosya değil; tekrar tekrar açılacak, farklı dönemlerde farklı anlamlar kazanacak ve okuyucunun kendi din anlayışını yeniden kurarken başvuracağı ciddi bir düşünce yoldaşı hâline gelir.

Sonuç olarak LEKÜM DİNÜKÜM VELİYEDİN 6. Cilt, Allah–insan ilişkisi, Kur’an’ın anlatım dili, münafıklık, takva, tefekkür, örtünme, zina, cuma, infak, cehennem, kul hakkı, hırsızlık, kısas, tevhid, özgürlük ve meal okuma yöntemi gibi son derece geniş ve kritik başlıkları, Kur’an merkezli bir bakışla yeniden tartışan çok güçlü bir final cildidir. Bu kitap, seriyi kapatırken yalnızca bir sonuç sunmaz; okuru kendi inanç yürüyüşünü, ibadet tasavvurunu ve hakikatle ilişkisini baştan sona yeniden düşünmeye zorlayan büyük bir muhasebe alanı açar. Ve belki de tam bu yüzden, dijital olarak edinilecek bu çalışma, arşivde saklanacak son cilt değil; bütün seriye tekrar tekrar dönmek için anahtar işlevi görecek kalıcı bir başvuru metni değerine sahiptir.