İNSAN İNSANA EMANETTİR

Pan­de­mi­den hemen ön­ce­si­ne kadar, 21 il ve 273 il­çe­de bu­lu­nan tüm eği­tim ku­rum­la­rı tek tek zi­ya­ret edi­le­rek “İn­san İn­sa­na Ema­net­tir” fik­ri­nin genç yü­rek­ler­de kar­şı­lık bul­ma­sı, bir bi­linç ve vic­dan çağ­rı­sı­na dö­nüş­me­si için yoğun bir gay­ret or­ta­ya ko­nul­muş­tur.

Bu uzun yol­cu­luk bo­yun­ca hiç­bir kamu ku­ru­mu, be­le­di­ye, va­kıf, der­nek, özel ku­ru­luş ya da her­han­gi bir ya­pı­dan mad­di veya ku­rum­sal des­tek alın­ma­mış; bütün bu çaba, yal­nız­ca ina­nı­lan ha­ki­ka­tin in­san­la­ra ulaş­tı­rıl­ma­sı so­rum­lu­lu­ğuy­la, im­kân­lar öl­çü­sün­de ve ba­ğım­sız bir ira­dey­le sür­dü­rül­müş­tür.

“İnsan İnsana Emanettir” dü­şün­ce­si, insanı yal­nız­ca top­lum­sal bir unsur olarak değil; ko­run­ma­sı, an­la­şıl­ma­sı, hakkı gö­ze­til­me­si ve omuz ve­ril­me­si ge­re­ken bir emanet olarak gören bir id­ra­kin ürü­nü­dür. Bu idrak, genç­li­ği yal­nız sınav­lar­la, dip­lo­ma­lar­la ve meslek ba­sa­mak­la­rıy­la tarif et­me­yi ye­ter­siz bulur; asıl me­se­le­nin, ge­le­ce­ği ta­şı­ya­cak in­sa­nın iç dün­ya­sı­nı, ah­lâ­kı­nı, kül­tü­rü­nü, mer­ha­me­ti­ni ve so­rum­lu­luk duy­gu­su­nu diri tutmak ol­du­ğu­na ina­nır.

Pan­de­mi­den hemen ön­ce­si­ne kadar, 21 il ve 273 il­çe­de bu­lu­nan eğitim ku­rum­la­rı tek tek ziyaret edi­le­rek “İnsan İnsana Ema­net­tir” fik­ri­nin genç yü­rek­ler­de kar­şı­lık bul­ma­sı, bir bilinç ve vic­dan çağ­rı­sı­na dö­nüş­me­si için yoğun bir gayret ortaya ko­nul­muş­tur. Bu uzun yol­cu­luk bo­yun­ca hiçbir kamu ku­ru­mu, be­le­di­ye, vakıf, dernek, özel ku­ru­luş ya da her­han­gi bir ya­pı­dan maddi veya ku­rum­sal destek alın­ma­mış; bütün bu çaba, yal­nız­ca ina­nı­lan ha­ki­ka­tin insanlara ulaş­tı­rıl­ma­sı so­rum­lu­lu­ğuy­la, imkânlar öl­çü­sün­de ve ba­ğım­sız bir iradeyle sü­rü­dü­rül­müş­tür.

Bu ne­den­le yurt turnesi, bir konuşma se­ri­sin­den ibaret ol­ma­mış; gençlerin fre­kans­la­rı­nı ya­ka­la­ma­ya, onların ses­siz­ce ta­şı­dı­ğı kı­rıl­ma­la­rı an­la­ma­ya, eğitim sis­te­mi­nin ye­tiş­kin dün­ya­dan dev­ral­dı­ğı ez­ber­ler­le neden tı­kan­dı­ğı­nı yerinde görmeye ça­lı­şan uzun bir saha tec­rü­be­si­ne dö­nüş­müş­tür. Ça­lış­ma­nın ana da­ma­rı, kendi kül­tü­rel ve manevi mi­ra­sıy­la bağı ko­pa­rıl­mış bir top­lu­mun ge­le­ce­ği­ni sağlam ku­ra­ma­ya­ca­ğı; buna kar­şı­lık ruh kökleri muh­kem, fikri açık, ah­lâ­kı diri bir genç­li­ğin ya­rı­nı yeniden inşa ede­bi­le­ce­ği ka­na­a­ti­dir.

Artık Uyanmak Zamanı

Bu başlık, me­se­le­nin yal­nız­ca eğitimsel değil, me­de­ni­yet öl­çe­ğin­de bir kı­rıl­ma ol­du­ğu­nu görünür kılar. Ya­şa­dı­ğı­mız çağ, maddi imkânların ço­ğal­dı­ğı; buna karşılık vic­da­nın, mer­ha­me­tin, adalet duy­gu­su­nun ve insanî de­rin­li­ğin ge­ri­le­di­ği bir çağdır. Hızın ha­ki­ka­te, tü­ke­ti­min te­fek­kü­re, gös­te­ri­nin sa­hi­ci­li­ğe galip gel­di­ği bu zeminde insan, çoğu zaman kendi içini kay­be­de­rek dış dün­ya­nın uğul­tu­su­na teslim ol­mak­ta­dır.

Bu dos­ya­nın çağ­rı­sı, geç­mi­şe roman­tik bir dönüş çağ­rı­sı de­ğil­dir. Asıl vurgu, kökleri inkâr etmeden bugünün dilini ku­ra­bil­mek; genç­li­ği yal­nız bil­giy­le değil, an­lam­la, yal­nız ba­şa­rıy­la değil, şah­si­yet­le, yal­nız meslekle değil, vic­dan­la bu­luş­tu­ra­bil­mek­tir. Çünkü insanlığın güven adası ola­bil­miş bir me­de­ni­ye­tin çocukları olarak yeniden kendi ruh mer­ke­zi­mi­zi bulmadan ne genç­li­ği ne de top­lum­sal is­ti­ka­me­ti ko­ru­ya­bil­me­miz müm­kün­dür.

“Köklerini kurutan bir toplumun, geleceği kurması da mümkün değildir.”

Gençlerin Durumu

Dos­ya­nın en sar­sı­cı ta­raf­la­rın­dan biri, gençlik me­se­le­si­ni soyut bir kuşak tar­tış­ma­sı ol­mak­tan çı­ka­rıp sahici bir temas prob­le­mi­ne dö­nüş­tür­me­si­dir. Yeni kuşak zeki, di­na­mik ve sor­gu­la­yı­cı­dır; ancak aynı ölçüde yal­nız, yönsüz ve çoğu zaman an­la­şıl­ma­mış­tır. Ye­tiş­kin­ler­le gençler ara­sın­da yal­nız yaş farkı değil; dil, temsil, ön yargı ve güven farkı da oluş­muş­tur.

Söylem ile eylem ara­sın­da­ki yarık bü­yü­dük­çe genç ku­şak­lar ya uzak­laş­mak­ta ya da ken­di­le­ri­ne başka yollar ara­mak­ta­dır. Bu ne­den­le ya­pıl­ma­sı ge­re­ken şey, gençleri daha yük­sek sesle terbiye etmeye ça­lış­mak değil; onlarla daha dürüst, daha sahici ve daha temaslı bir ilişki kur­mak­tır. Gençlik çoğu zaman söylenene değil, gör­dü­ğü­ne göre hüküm verir; büyüklerin tu­tar­sız­lık­la­rı, en sert kopuşları çoğu kez tam da burada doğurur.

“Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler.”

Eğitimde “Ortak Akıl” Zorunluluğu

Eğitim, rakam, bina, mevzuat ve gösteriş me­se­le­si de­ğil­dir; insanı tanıma ve insanı inşa etme me­se­le­si­dir. Bu yüzden eğitim po­li­ti­ka­la­rı günübirlik ka­rar­lar­la, bü­rok­ra­tik ref­leks­ler­le ya da siyasal he­sap­lar­la değil; öğ­ret­me­ni, öğ­ren­ci­yi, yö­ne­ti­ci­yi, aileyi ve sa­ha­da­ki ger­çek­li­ği aynı anda gö­re­bi­len bir ortak akılla yü­rü­tül­me­li­dir.

Sahada gözlenen kı­rıl­ma­lar da tam olarak bunu doğ­ru­la­mak­ta­dır. Ni­ce­li­ğin ni­te­lik­ten daha çok önem­sen­di­ği, süreçlerin insan ye­tiş­tir­me idea­lin­den çok sistemin kendi hızına göre iş­le­til­di­ği bir dü­zen­de, öğrenciler po­tan­si­yel değil ka­la­ba­lık; öğretmenler rehber değil uy­gu­la­yı­cı; kurumlar ise ruh taşıyan mekânlar değil işleyen yapılar hâline gel­mek­te­dir. Oysa eğitim de­di­ği­niz şey, bir ülkenin yarınlarına karar verecek insanı ka­zan­mak ya da kay­bet­mek­tir.

“Eğitim, bir ülkenin geleceğine karar verecek çocukları kazanmak ya da kaybetmektir.”