Blog

DEĞERLER MATEMATİĞİ


Çok değil bundan en fazla on beş yirmi yıl önce güzeli gör­e­nler gördü­kle­r­i­ni tef­e­kkür ederek, içle­r­i­ne iyice sindi­r­e­r­ek, kendi­l­e­r­i­ne katarak halle­r­i­nde, lis­a­nla­r­ı­nda, insa­nlı­kla­r­ı­nda görünür kılmaya gayret eder, bunun müc­a­d­e­l­e­s­i­ni verir ve bu konuda kendi­l­e­r­i­yle çok çetin sav­a­şla­ra gir­e­rle­rdi sanki. En azından benim gördü­ğ­üm buydu.

Gün­ü­m­ü­zde ise bir güz­e­llik gören onu kayde­d­e­r­ek hemen başka­l­a­r­ı­yla payla­şma­n­ın, güz­e­lli­ği gördü­ğ­ü­nü aleme göste­rme­n­in, güz­e­lli­ği ilk gören, ilk fark eden olmanın sosyal get­i­r­i­s­i­ni topla­m­a­n­ın derdi­nde ve bunun tel­a­ş­ı­yla kıvra­n­ı­y­or. Çünkü eli­nde­ki güz­e­lli­ği pazara sürüp beğ­e­n­i­l­e­ri topla­y­ıp egosunu bu konuda tatmin etti­kten sonra hiç vakit kaybe­tme­y­ip yeni güz­e­llik avına çıkmak ve bunu sürdü­r­e­b­i­l­ir hale get­i­rmek icap ediyor. Dol­a­y­ı­s­ı­yla güz­e­llik ded­i­ğ­i­m­iz şey hiç kimse­n­in kiş­i­l­i­ğ­i­nde yerle­şmi­y­or, uzun boylu kon­a­kla­m­ı­y­or, pürte­l­aş dol­a­ş­ı­ma çık­a­r­ı­l­ı­y­or ve güz­e­lli­ğ­in bu bitip tük­e­nmek bilme­y­en dol­a­ş­ı­m­ı­ndan aslında hiç kimse kayda değer bir gerçek kazanç elde ede­m­i­y­or. Çünkü sürekli el değ­i­şti­r­i­y­or, bu değişim say­e­s­i­nde hiçbir elde kök sal­a­m­ı­y­or, fil­i­zle­n­e­m­i­y­or ve yükse­l­e­m­i­y­or.

Yaş­a­d­ı­ğ­ı­m­ız topluma kalbi­n­i­zle bakın lütfen;
Sanki çok uzun mes­a­f­e­l­er boyunca yürümüş gibi yorgu­n­uz ama ne tuhaf ki bu yorgu­nlu­ğ­u­m­u­za rağmen geldi­ğ­i­m­iz hiçbir yer yok.
Sanki her şeyi çok sev­i­y­o­rmuş gibi yap­ı­y­o­r­uz ama sevgi­n­in yeş­e­rte­m­e­y­e­c­e­ği hiçbir güz­e­llik yokken gönül coğra­fya­m­ı­zı bozkı­rlar kapla­m­ış durumda ve içi­m­i­zde­ki dünya kaskatı, içinde ner­e­d­e­yse hiç sevgi yok.
Sanki her düğümün çöz­ü­m­ü­nü bil­i­y­o­rmuş gibi kon­u­ş­u­y­o­r­uz ama her eyle­m­i­m­iz ve söyle­m­i­m­i­zle düğ­ü­mler daha da çöz­ü­l­e­m­ez hale geliyor ve sor­u­nlar yumağı büyüyor.

Her gün yaş­a­d­ı­ğ­ı­m­ız enfo­rma­syon sağ­a­n­a­ğı altında onlarca şey okuyor, yazıyor ve çiz­i­y­o­r­uz ama yazılan çizilen onca şeyden, oku­d­u­ğ­u­m­uz onca kit­a­ptan, aldı­ğ­ı­m­ız onca eği­t­i­mden hay­a­tla­r­ı­m­ı­za yayılan hiçbir bilge­l­ik yok.

Zira başta kendi nefsim herkes ne kadar doğru­l­uk timsali oldu­ğ­u­nu ispat etmenin derdi­nde ama hayatın fot­o­ğra­f­ı­na bu kadar eğrilik nereden kar­ı­ş­ı­y­or kimse bilmi­y­or! Yazıp çizdi­kle­r­i­m­i­zden, söyle­d­i­kle­r­i­m­i­zden gönül yangı­nla­r­ı­m­ız, iyiliği yeş­e­rtme müc­a­d­e­l­e­m­iz, hak ve adalet kon­u­s­u­nda­ki uğra­ş­ı­m­ız, merha­m­e­ti yayma çabamız, öte­k­i­l­e­şti­rme­d­en yaşama gayre­t­i­m­iz aynı­ymış gibi görünse de küçük bir kıv­ı­lcım yetiyor ara­m­ı­zda devasa yangı­nlar çık­a­rma­ya.

Bundan olsa gerek ki yaş­a­m­a­kla sür­ü­kle­nmek ara­s­ı­nda­ki fark bel­i­rsi­zle­ş­i­y­or yavaş yavaş hay­a­t­ı­m­ı­zda. Biz kendi­m­iz gibi yaş­a­d­ı­ğ­ı­m­ı­zı zanne­d­i­y­o­r­uz ama bir gezegen dolusu insan aynı şeyi aynı şekilde yaşıyor. Her insanın parmak izleri dahi birbi­r­i­nden farklı iken bütün gön­ü­ller aynı şeyi aynı şekilde yaş­a­m­a­yı istiyor ola­b­i­l­ir mi, mümkün mü bu? Elbette değil!

Öyle ya kendi­m­i­zi yaşıyor olsak, mutlaka bizim hay­a­t­ı­m­ı­z­ın bize özgü bir başka­l­ı­ğı, kendine göre bir akışı, hisse­d­i­şi, yön­e­l­i­şi olurdu. Demek yaş­ı­y­o­r­uz ama kendi hay­a­t­ı­m­ı­zı yaş­a­m­ı­y­o­r­uz. Bir vasata, bir orta­l­a­ma yaşama tarzına, başka­l­ı­ğ­ı­nı yit­i­rmiş bir genel hisse­d­i­şe sür­ü­kle­n­i­y­o­r­uz sadece. Sadece bir hayat varmış da hepimiz onu yaşamak zor­u­nda­ymı­ş­ız gibi, çar­e­s­i­zce götürüp teslim edi­y­o­r­uz sanki ilgili merci­l­e­re kendi­m­i­zi ve kendi­l­i­ğ­i­m­i­zi.

Peki neden?
Ası­rla­rdır hay­a­t­ı­n­ın içinde olan şeyle­rden birkaç san­i­y­e­de vazge­ç­e­b­i­l­en ve daha önce hiç görme­d­i­ği herha­ngi bir şeyi, aynı birkaç saniye içinde hayati ihti­y­a­çlar liste­s­i­ne yaz­a­b­i­l­en ve o olmadan artık yaş­a­y­a­m­a­y­a­c­a­ğ­ı­na ina­n­a­b­i­l­en insa­nlar haline geldik artık ner­e­d­e­yse hepimiz. Bu bilinç kaybı; bize bir şeyler paz­a­rla­y­a­nla­rı küçük ve sığ dünya­l­a­r­ı­m­ı­z­ın hâkimi kıl­a­rken, bizi de her türlü zih­i­nsel, düş­ü­nsel, duygu­s­al ope­r­a­syo­na ala­b­i­ldi­ğ­i­ne açık hale get­i­r­i­y­or.

Bu zaf­i­y­e­t­i­m­i­z­in üzerini örtmek için mevcut sor­u­nla­r­ı­m­ı­zı asli halle­r­i­yle, der­i­nli­ğ­i­ne kavra­m­ak için vakit ve emek harca­m­a­ya tah­a­mmü­l­ü­m­üz yok. Yüz­e­ysel kavra­y­ı­şla­rla bir an önce dol­a­ş­ı­ma girmeyi, her mes­e­l­e­de olduğu gibi o mes­e­l­e­de de bir şekilde söz sahibi olmayı isti­y­o­r­uz. Herke­s­in bilip bilme­d­i­ği her konuda hiç durma­d­an tartı­ş­ı­y­or olma­s­ı­n­ın başka bir izahı yok.

Önü­m­ü­zde­ki bu kirli manzara, aynı zamanda toplum hay­a­t­ı­m­ı­zda herha­ngi bir mes­e­l­e­ye vakıf olmadan kon­u­ş­a­b­i­lme­n­in artık alı­ş­ı­lmış bir şey oldu­ğ­u­nu göste­r­i­y­or. Bu da ceh­a­l­e­t­in yaygı­nla­şma­sı ve artık yüz­e­yse­lli­ğ­in hiçbir iti­r­a­zla karşı­l­a­şma­d­an kabul görüyor olması demek. Manevi din­a­m­i­kle­ri ile dünya tar­i­h­i­ne bin yıl boyunca hükme­tmiş bir toplum için herha­lde çok az şey, bu toplu yüz­e­yse­lle­şme, bu kab­u­lle­n­i­lmiş sığlık kadar tehlike arz ediyor ola­b­i­l­ir.

Ama bizler zih­i­nle­ri iğfal eden bu tehli­k­e­n­in farkına varma­ksı­z­ın eko­n­o­m­i­d­en siy­a­s­e­te, tar­i­hten ede­b­i­y­a­ta, kültü­rden sanata, dini mes­e­l­e­l­e­rden ahlaki değ­e­rle­re kadar birçok konuda hazır kalıp sözler, bir türlü eski­t­e­m­e­d­i­ğ­i­m­iz kli­ş­e­l­e­rle kon­u­ş­u­y­or ve yaz­ı­ş­ı­y­o­r­uz. Söz aynı sev­i­y­e­d­en, aynı sığlı­ktan karşı­l­ık bulduğu için konuşup tartı­ştı­ğ­ı­m­ız mes­e­l­e­l­e­rde belli bir noktaya geliyor ya da gelmi­y­or olu­ş­u­m­u­z­un bir anlamı ve önemi olmuyor. Çünkü biz aslında zaten o mes­e­l­e­l­e­ri kon­u­şmuş ya da tartı­şmış olmu­y­o­r­uz. Asıl gayemiz konuşup tartı­şmak olma­d­ı­ğı için de ortaya gön­ü­lle­re su serpen bir çözüm çıkmı­y­or ve kulla­ndı­ğ­ı­m­ız kli­ş­e­l­er söz sahibi olma ihti­r­a­s­ı­yla yanıp tut­u­ştu­ğ­u­m­uz mes­e­l­e­l­e­rle ilgili aslında hiçbir şey söyle­m­i­y­or.

Peki çözüm ne derse­n­iz?
Önce­l­i­kle bu makus gid­i­ş­a­tı değ­i­şti­r­e­b­i­lmek için anmaya çal­ı­ştı­ğ­ım insa­nlık tut­u­lma­l­a­r­ı­nı, bu körle­şti­r­i­ci meşgu­l­i­y­e­tle­ri, bu çür­ü­t­ü­cü alı­şka­nlı­kla­rı aşıp insa­nlı­ğ­ı­m­ı­zı tekâmül etti­r­e­b­i­lme­m­iz ger­e­k­i­y­or.

Değ­e­rle­r­in sakız gibi çiğne­n­en söz kal­ı­pla­r­ı­ndan, boş iddia­l­a­rdan, ucuz tek­e­rle­m­e­l­e­rden ibaret kaldığı ve insa­nla­rı olgu­nla­ştı­rma­ktan, zengi­nle­şti­rme­kten, der­i­nle­şti­rme­kten uza­kla­ştı­ğı bir ortamda kurdu­ğ­u­m­uz hiçbir cümle­n­in eyle­m­i­m­i­zle birle­şme­d­i­ği sürece uzun ömürlü olma ihti­m­a­li yok. Üze­r­i­m­i­ze serpi­l­en ölüm uyku­s­u­ndan bir an evvel uya­n­a­r­ak gözle­r­i­m­i­zi açıp muh­a­s­e­b­e­m­i­zi yap­a­b­i­lme­li, hiç durma­d­an tekra­rla­d­ı­ğ­ı­m­ız değ­e­rle­r­in hay­a­t­ı­m­ı­za bir olgu­nluk, bir nezaket, bir seviye, bir güz­e­llik kat­a­m­a­d­ı­ğ­ı­nı artık gör­e­b­i­lme­l­i­y­iz.

Madem ki yaşamın tüm mecra­l­a­r­ı­nda ne vaziyet arz etti­ğ­i­m­iz, nasıl bir gerilim ve çatışma içinde oldu­ğ­u­m­uz, iddiası içinde oldu­ğ­u­m­uz manevi din­a­m­i­kle­r­i­m­i­zden ne kadar uza­kla­ştı­ğ­ı­m­ız ortada geçmi­şte asırlar boyunca bize asude ve nezih hay­a­tlar bağ­ı­şla­y­an bu din­a­m­i­kle­r­i­m­i­zden neden bu kadar ayrı düştü­ğ­ü­m­ü­zü daha fazla gec­i­kme­d­en sorgu­l­a­m­ak zor­u­nda­y­ız.

Her şey güllük gül­i­sta­nlı­kmış gibi davra­nmak ve bizi biz kılan değ­e­rle­ri laf ebe­l­i­ğ­i­ne, anla­msız tek­e­rle­m­e­l­e­re, klişe teo­r­i­l­e­re, gür­ü­ltü­lü iddia­l­a­ra indi­rge­y­e­r­ek durumu daha fazla idare etme şansı­m­ız olma­d­ı­ğ­ı­nı bir an evvel görmek; sözle­r­i­m­i­zi özüyle bul­u­ştu­rmak, değ­e­rle­r­i­m­i­zi hakkı­yla yaşamak, kaybe­tme­kte oldu­ğ­u­m­uz insanı, insa­nlı­ğı arayıp bulmak ve hatta sabırla, dir­a­y­e­tle, ada­nmı­şlı­kla tüm bunları yeniden inşa etmek dur­u­m­u­nda­y­ız.

Kus­u­rla­r­ı­m­ı­zı bilmek, kendi­m­i­zle yüzle­şmek, ahlâkı toplum hay­a­t­ı­nda, ili­şki­l­e­rde, davra­n­ı­şla­r­ı­m­ı­zda en berrak haliyle yeniden yaşar hale get­i­rmek, ‘kâl’i ‘hâl’e taşımak, alça­kgö­n­ü­llü çab­a­l­a­rla iddia­l­a­r­ı­m­ı­z­ın içini doldu­rma­ya çal­ı­şmak ve zengi­nli­kle­r­i­m­i­zden gönül engi­nli­kle­ri çık­a­rmak üze­r­i­nde tep­i­ndi­ğ­i­m­iz manevi mirasa olan borcu­m­u­zdur.

Aksi halde içine girdi­ğ­i­m­iz delice döngüye kanarak uyu­ş­a­c­ak; büyümüş, kalkı­nmış, refaha kav­u­şmuş ama bütün bu maddi ile­rle­m­e­l­e­re rağmen içinden çürüyen, yoz, hakka­n­i­y­e­tsiz, ada­l­e­tsiz, incelik ve zar­a­f­e­tten yoksun ileri batı toplu­mla­rı gibi asılsız, kaba ve ner­e­d­e­yse imi­t­a­syon bir toplum olma yolunda hızla ile­rle­y­e­c­e­ğ­iz.

Ayrıca farkına varma­l­ı­y­ız ki bizim dünya imti­h­a­n­ı­m­ı­z­ın konusu, başka­l­a­r­ı­n­ın yapıp etti­kle­ri olma­y­a­c­ak; bizzat bizim neyi yaşıyor oldu­ğ­u­m­u­zdan, yaş­a­d­ı­ğ­ı­m­ız çağa ne kattı­ğ­ı­m­ı­zdan, bize sunulan ömür vadesi içinde dünyayı cennete çev­i­rmek için ne kadar müc­a­d­e­le etti­ğ­i­m­i­zden imtihan edi­l­e­c­e­ğ­iz.

Bu yüzden de başka­l­a­rı hakkı­nda­ki fik­i­rle­r­i­m­i­zi, yargı­l­a­r­ı­m­ı­zı, tenki­tle­r­i­m­i­zi ve hatta hayal kır­ı­klı­kla­r­ı­m­ı­zı söze dök­e­rken, söyle­y­e­c­e­kle­r­i­m­i­zi onların hak ettiği kel­i­m­e­l­er ara­s­ı­ndan değil; kendi­m­i­ze yak­ı­ştı­r­a­b­i­ldi­ğ­i­m­iz, içimize sindi­r­e­b­i­ldi­ğ­i­m­iz ve hes­a­b­ı­nı ver­e­b­i­l­e­c­e­ğ­i­m­iz kel­i­m­e­l­e­rden seçme­kle mük­e­lle­f­iz. Bunu, sadece başka­l­a­r­ı­n­ın huk­u­k­u­nu kor­u­m­a­kla ilgili hassa­s­i­y­e­t­i­m­i­z­in gereği olarak gör­e­m­e­y­iz; bu aynı zamanda hak­i­k­a­ti hay­a­t­ı­yla tasdik ede­nle­rden olmak için verdi­ğ­i­m­iz sözün de bir ger­e­ğ­i­d­ir.

Biz hem hak­i­k­a­ti hem de onun bir cüzü mes­a­b­e­s­i­nde­ki kendi hak­i­k­a­t­i­m­i­zi inci­tme­y­e­c­ek bir ahval üzere yaşamak ve kel­i­m­e­l­e­r­i­m­i­zi buna uygun bir lis­a­ndan seçmek, yani bize yak­ı­ş­a­nı bulmak mecbu­r­i­y­e­t­i­nde­y­iz. Elbette ki nas­i­b­i­m­i­zce, çab­a­m­ı­zca ve tak­a­t­i­m­i­z­in yetti­ğ­i­nce.

Dil­i­m­i­zden dökülen her kel­i­m­e­n­in, beyan etti­ğ­i­m­iz her ifa­d­e­n­in, serde­tti­ğ­i­m­iz her fikrin taş­ı­d­ı­ğ­ı­m­ız hissi­y­a­ta yakışıp yak­ı­şma­d­ı­ğ­ı­na dair bir kan­aa­t­i­m­i­z­in olması, bunu bir mesele olarak düş­ü­nme­m­iz ve bunun hayatî bir ihtiyaç oldu­ğ­u­n­un idra­k­i­nde bir yaşam sürme­m­iz lazım. Çünkü; dil­i­m­i­zden kontro­lsü­zce çıkarak alemin sil­i­nmez haf­ı­z­a­s­ı­na kaydo­l­an bütün bu kelime ve ifa­d­e­l­er; her yap­ı­l­a­n­ın ayan hale gel­e­c­e­ği ve muh­a­k­e­me edi­l­e­c­e­ği o çetin mahşerî bul­u­şma­da hay­a­t­ı­m­ı­za, insa­nlı­ğ­ı­m­ı­za, kullu­ğ­u­m­u­za dair şah­i­tlik etmek üzere orada hazır bul­u­n­a­c­ak.

Farkı­nda ola­b­i­lme tem­e­nni­s­i­yle.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir