Makaleler, Yazılar

SAĞIRA SÖZÜNÜ KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME YORULURSUN!

SAĞIRA SÖZÜNÜ KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME YORULURSUN!

SAĞIRA SÖZÜNÜ KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME YORULURSUN!

Yazılı Makale

SAĞIRA SÖZÜNÜ KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME YORULURSUN!

10 dk okuma

ME­DE­Nİ­YET HA­PİS­HA­NE­Sİ VE İD­RAK YETİM­Lİ­Ğİ

Adamın biri gitmiş Nas­red­din Ho­ca’ya “Yahu hocam bizim ev pek dar, sı­ğa­mı­yo­ruz bir türlü, ama büyük eve de pa­ra­mız yet­mi­yor, ne ya­pa­yım?” diye sormuş.

Hoca bu abuk soru karşı­s­ı­nda ne de­sin, kaf­a­s­ı­nı kar­ı­ştı­rmış biraz, düşünür gibi yapmış sonra da “Senin ta­vuk­la­rın vardı değil mi?” diye sormuş.

Adam “var” deyince “İyi o zaman, şimdi onları da eve al” demiş. Aradan biraz zaman geçmiş, adam yine gelmiş hocanın karşı­s­ı­na “Hocam ev iyice daraldı, şimdi ne yapayım?” diye sormuş. Hoca da “Senin kazla­r­ın da vardı, onları da eve al” diye akıl vermiş.

Bir süre sonra adam yine Hoca’nın kap­ı­s­ı­nda. “Olmuyor be hocam, eve hiç sığ­a­m­ı­y­o­r­uz şimdi” deyince “Merak etme, iki koyunun vardı diye bil­i­y­o­r­um, onları da eve sok” demiş.

Adam hoca ne derse yapıyor.

Aradan biraz daha zaman geçmiş. Adam çıkmış Hoca’nın karşı­s­ı­na yine “Sorun bitmi­y­or Hocam, bana başka akıl” demiş. Hoca da “Sen inekle öküzünü de eve bir sok bakalım” demiş adama.

Üç gün sonra adam yana yakıla Hoca’nın kap­ı­s­ı­na day­a­nmış. “Aman Hocam, ne desen olmuyor. Artık evin içinde yür­ü­y­e­m­ez, yat­a­ğ­ı­m­ı­za yatamaz olduk. Ne oldu senin akı­lla­r­ı­na” diye serze­n­i­şte bul­u­n­u­nca Hoca “Tamam, tamam” diye ite­l­e­m­iş adamı.

Şimdi bu geceyi de geçir, yarın sabah erke­nden tav­u­kla­rı da, kazları da, koy­u­nla­rı da, inekle öküzü de çıkar evden.

Adam ertesi gün elinde bir tepsi baklava ile gelmiş Hoca’nın karşı­s­ı­na, “Ey Hocam” diye başla­m­ış; “Sen büyük adamsın, sen ne büyük âlimsin, sen büyük bilge­s­in. Meğer benim evim ne kadar fer­a­hmış da haberim yok. Allah seni baş­ı­m­ı­zdan eksik etmesin.”

Gül­ü­mse­t­en ama ahva­l­i­m­i­zi anlatan bu nükte ile Nas­red­din Hoca’mıza rahmet oku­y­a­r­ak başla­m­ak istedim bugünkü yazıma.

Zira hep andığım gibi toplum olarak öyle bir hal aldık ki “doğruyu kendi tek­e­l­i­m­i­ze alarak” hemen her ferdi­m­i­ze hızla bulaşan bir ‘idrak yolları enfe­ksi­y­o­nu’ ile ufacık bir yanlışı ele­şti­r­e­ni “hain”, bir tehli­k­e­yi dille­ndi­r­e­ni “fetbaz”, kendi­m­iz gibi düş­ü­nme­y­e­ni veya bizim doğru­l­a­r­ı­m­ı­zla hareket etme­y­e­ni “işe yaramaz” adde­d­e­r­ek ve ‘diğeri’nin iyi­l­i­ğ­i­ni, kurtu­l­u­ş­u­nu bize benze­m­e­si şartına bağla­y­a­r­ak öte­k­i­l­e­şti­r­i­y­o­r­uz.

Hepimiz değilse bile toplu­m­un azı­msa­nma­y­a­c­ak kadar büyük bir kesimi sor­u­nla­rı başkası üre­t­i­y­or biz de o sor­u­nla­r­ın mağdu­r­u­ymu­ş­uz gibi düş­ü­n­ü­y­or ve ona göre hareket edi­y­o­r­uz.

Fiili değil faili merkeze alan bak­ı­şla­r­ı­m­ı­za sadece duydu­kla­r­ı­m­ı­zı tercü­m­an kılarak; ilkeler yerine ili­şki­l­e­ri öne­mse­y­e­r­ek, ne söyle­d­i­ğ­i­m­i­zden ziyade neden söyle­d­i­ğ­i­m­iz ve en öne­mli­si de hangi tarafa söyle­d­i­ğ­i­m­iz odak noktası haline geldi. “Duygu”su bizi tatmin ettiği için “bilgi”sini sorgu­l­a­m­ı­y­o­r­uz bile.

“Benden olan, benim gibi düşünen, iste­d­i­ğ­im gibi davra­n­an kötü olsa bile iyidir; benden olmayan, benim gibi düş­ü­nme­y­en, iste­d­i­ğ­im gibi davra­nma­y­an iyi olsa bile kötüdür” anla­y­ı­şı üzerine bina etti­ğ­i­m­iz fikir dünya­m­ız; bizden olan köt­ü­l­e­ri bile bizden uza­kla­ştı­r­ı­rken, bizden olma­y­a­nla­rı da bize iyice düşman edip hasım haline getirdi. Kıs­a­c­a­sı manayı ve hikmeti aramak yerine ima­jla­rla yetinen, hipno­t­ik sözcü­kle­rle duygu­l­a­n­ıp slo­g­a­n­ik cümle­l­e­rle düşünen bir toplum haline geldik.

Peki neden?

Kabul etmek gerekir ki, anla­mla­r­ın olu­şma­s­ı­nda ve ola­yla­r­ın yor­u­mla­nma­s­ı­nda “niyet” ve “amaç” unsu­rla­rı kadar yaşanan olayla ilgili “ön kabul” ve “ön fik­i­rler” de oldukça etki­ndir. Haliyle ön fikir veya kab­u­lle­rden kurtu­lmak yerine onların bil­i­nci­nde olmak, anlam inşa­s­ı­n­ın tam, doğru ve yerinde ola­b­i­lme­si için başlı başına bir ger­e­kli­l­i­ktir. Aksi takdi­rde içeriği veya ger­e­kçe­s­i­ni fark ede­m­e­d­i­ğ­i­m­iz her türlü ön fikir veya kabulün esiri olur ve dinle­d­i­ğ­i­m­iz, oku­d­u­ğ­u­m­uz, gördü­ğ­ü­m­üz metin ve ola­yla­rı işimize yarayıp yar­a­m­a­m­a­s­ı­na bağlı olarak “doğru-yanlış” veya “iyi-kötü” değ­e­rle­ndi­rme­l­e­r­i­ne tabi tutarız. Tabi burada kur­u­lma­sı muhte­m­el duygu­s­al bağı da atla­m­a­m­ak ger­e­k­i­y­or.

Bu noktada amaç-araç ili­şki­si devreye girer; amaç ile araç yer değ­i­şti­rdi­ği zaman da çıkılan yolun, ortaya konan amacın, sarf edilen emeğin hed­e­f­i­nden saptı­ğ­ı­nı görürüz.

Örneğin hadis ilmiyle iştigal eden bir hadis pro­f­e­s­ö­r­ü­n­ün had­i­sle­r­in şuur ve ahlâki açıdan olu­ştu­rma­sı gereken inşa yönüne duy­a­rsı­zla­ş­ıp ilgi­l­e­nmiş olduğu aka­d­e­m­ik sahanın “bilgi malze­m­e­si” sanması, bu nebevi soluğu anla­m­a­s­ı­na ve “hikmet” merte­b­e­s­i­nde kavra­y­a­r­ak hay­a­t­ı­na uygu­l­a­m­a­s­ı­na engel olur. Böylesi bir idrak yoksu­nlu­ğu ise Ale­mle­re rahmet olana hürmet etmek iste­rken bile O’nu hid­a­y­e­t­in rehberi olarak değil adeta “hadis ilminin kur­u­c­u­su” olarak yüc­e­ltmek gibi bir yan­ı­lgı­ya düşürür.

Ya da böylesi bir algıyla hareket eden bir mide uzmanı doktor düşünün. Mide sorunu olan bir hasta­n­ın bu sor­u­n­u­nu gid­e­rme­ye çal­ı­ş­ı­rken ver­e­c­e­ği ila­çla­r­ın onun başka herha­ngi bir orga­n­ı­na ver­e­c­e­ği zararla ilgi­l­e­nmez. Çünkü kendi­s­i­ne gelen kişi onun için “insan” değil, sadece “mide”dir.

Hemen her sahaya baktı­ğ­ı­n­ı­zda artık kangren halini alan bu idrak yet­i­mli­ği ile inancın közüne davra­n­ı­şla­rla üfle­nme­d­i­ği için köt­ü­l­ü­ğe ‘hizmet’in onursuz köprüsü kur­u­l­u­y­or. Ne iste­d­i­ğ­i­ni bilme­d­en ardına durulan safla­r­ın da, kimin yanında oldu­ğ­u­nu bilme­d­en yürünen yolla­r­ın da; dille­r­i­m­i­zde “adalet, hakikat, merha­m­et” gibi ulvi söyle­mler olsa dahi güce ve güçlüye olan meyli­m­i­z­in de; bazen güçlü olduğu için sevdi­kle­r­i­m­iz, bazen de sevdi­kle­r­i­m­i­zi ısrarla her konuda güçlü ve yen­i­lmez görmek iste­m­e­m­iz ned­e­n­i­yle zorba­l­ı­kta adalet, zulümde hak ara­m­a­m­ı­z­ın da; şeh­i­tle­r­i­n­in başla­r­ı­nı vererek kaldı­rdı­kla­rı bu mümbit coğra­fya­n­ın izze­t­i­ni ve şer­e­f­i­ni yok etmeye çalışan, küçücük hırsla­r­ı­n­ın ardında yitip giden kayıp zam­a­nla­r­ın insa­nla­r­ı­n­ın değ­i­rme­n­i­ne su taş­ı­m­a­m­ı­z­ın da kanımca yegâne sebebi bu olsa gerek.

Malum ülke çapında belki de şu ana kadar gör­ü­lme­m­iş bir iştiyak ve azimle hem de gerek devlet, gerek özel hiçbir kurum veya kur­u­l­u­ştan tek kuruş destek almadan, daha doğrusu ala­m­a­d­an sürdü­rdü­ğ­ü­m­üz bir müc­a­d­e­le var yurt çapında. Şu ana kadar 21 il, 196 ilçe ve 2096 kurumu geride bır­a­ktı­ğ­ı­m­ız bu müc­a­d­e­l­e­de il il, ilçe ilçe, okul okul dolaşıp gençle­r­i­m­i­zi yeniden milli ve manevi din­a­m­i­kler etra­f­ı­nda ken­e­tle­m­e­yi, bu dünyaya gönde­r­i­l­iş amacını hat­ı­rla­tma­yı, sahip olmanın değil şahit olmanın lüz­u­m­i­y­e­t­i­ni ve en öne­mli­si de yaş­a­d­ı­ğı çağa olan borcunu hat­ı­rla­tma­ya çal­ı­ş­ı­y­o­r­uz.

Bu çaba, doğal olarak her bir metre­k­a­r­e­si buram buram zengi­nlik kokan güzelim ülke­m­i­zde ufku­m­u­zu gen­i­şle­t­i­y­or; karşı­l­a­ştı­ğ­ı­m­ız her yeni insan dim­a­ğ­ı­m­ı­za bir şeyler katıyor ve gençle­r­in yaşam hikâye­l­e­r­i­ne şah­i­tlik ettikçe de bir kal­e­mşör olarak yeni don­e­l­e­re ula­şma­n­ın hey­e­c­a­nı beni tüm ili­kle­r­i­me kadar sarma­l­ı­y­or.

Ama gördü­ğ­ü­n­üz, duydu­ğ­u­n­uz ve şahit oldu­ğ­u­n­uz hikâye­l­e­rde “insan” olmanın get­i­rdi­ği mes­u­l­i­y­e­ti yerine get­i­r­e­m­e­d­i­ğ­i­n­iz zaman yet­e­m­e­m­e­n­in, uza­n­a­m­a­m­a­n­ın ve en öne­mli­si de yar­a­l­a­ra merhem ola­m­a­m­a­n­ın ezi­kli­ğ­i­yle sol tar­a­f­ı­n­ız kanıyor.

Zira an geliyor başta okul müdürü ve tüm öğre­tme­nle­r­i­n­in hemfi­k­ir olduğu, gelecek vaat eden ama maddi imkânla­rdan yoksun gence­c­ik bir evla­d­ı­m­ı­z­ın gözle­r­i­n­in içi­nde­ki ışığa şahit oluyor; an geliyor özel eğitime muhtaç engelli bir genci­m­i­z­in sessiz çığlı­ğ­ı­na avaz olmak istiyor; an geliyor tüm hayali bir müzik aleti olan genci­m­i­z­in umudunu yeş­e­rtmek için yür­e­ğ­i­n­iz kan­a­tla­n­ı­y­or; an geliyor küçücük yür­e­ğ­i­yle tüm dünyayı kuc­a­kla­m­ak isteyen bir gencin sesini duy­u­rmak kon­u­s­u­nda çab­a­l­ı­y­or ama yet­e­m­i­y­o­r­uz.

Bu kez bu şeh­a­d­e­ti dille­ndi­rme­ye çal­ı­ş­ı­y­or, insa­nla­ra duyurma gayre­t­i­ne soy­u­n­u­y­o­rsu­n­uz ama ülkemiz gibi coğra­fya­l­a­rda bür­o­kra­si enge­l­i­ni aşa­b­i­lmek, yetki­l­i­l­e­re ula­ş­a­b­i­lmek, ula­ştı­ğ­ı­n­ız anda birkaç dakika içinde derdi­n­i­zi anla­t­a­b­i­lmek bazen cidden aşı­l­a­m­az hale geliyor. Resmi kur­u­mla­r­ın dış­ı­nda­ki özel sektör ise pop­ü­l­i­zm kokan birkaç istisna dışında hep andığım gibi kendi­s­i­ne benze­m­e­y­e­n­in körü, kendine hizmet etme­y­e­n­in sağırı maa­l­e­s­ef.

Peki kad­i­f­e­d­en sessi­zli­kle­rle bu kumdan kaleler nasıl büyüdü ve biz susku­nlu­kla­r­ı­m­ız, sağ­ı­rlı­kla­r­ı­m­ız, körlü­kle­r­i­m­i­zle hak­i­k­a­tle­ri kar­a­nlı­ğa neden peşkeş çektik?

Daha düne kadar mah­a­lle­de pişen yemeğin tadı tüm dim­a­ğla­rda ber­e­k­e­t­in leziz tadını payla­ş­ı­rken bugün nasıl oldu da gördü­ğ­ü­m­üz halde sırtı­m­ı­zı dönüyor, duydu­ğ­u­m­uz halde kul­a­kla­r­ı­m­ı­zı tıkıyor, şahit oldu­ğ­u­m­uz halde vicda­nla­r­ı­m­ı­zı örtü­y­o­r­uz?

Med­e­n­i­y­et hap­i­sha­n­e­si

Çünkü yeryü­z­ü­nde adım adım tek bir uyga­rlı­ğ­ın “mod­e­rni­te” adı altında hüküm sürer hale gelmesi; küresel bir mod­e­rnlik hap­i­sha­n­e­s­i­ne yol açtı ve batı dış­ı­nda­ki bütün par­a­d­i­gma­l­ar zaman ve merke­zle­r­i­ni şaşırdı. Bu sayede de “hayat” denen süreç, asıl gayesi “payla­şmak” üzerine bina edi­ldi­ği halde anla­m­ı­nı yitirdi ve bugün modern çiftli­kle­rde çal­ı­ştı­r­ı­l­an milya­rla­rca insan sadece fiz­i­ksel olarak değil, düş­ü­nsel ve psi­k­o­l­o­j­ik olarak köl­e­l­e­şti­r­i­ldi ve bu sayede de kitab-ül mübinin “menat” dediği paranın kölesi haline geldi. Sek­ü­l­e­r­i­zm denilen ve bizim dünye­v­i­l­e­şme ded­i­ğ­i­m­iz, zihni tek bir olguya oda­kla­y­an ve tüketme hırsı­yla besle­n­en bu algıdan kurtu­lma­d­ı­ğ­ı­m­ız sürece de yeni bir med­e­n­i­y­et tas­a­vvu­r­u­n­un gel­i­şti­r­i­lme­si mümkün gör­ü­nmü­y­or.

Peki baş­a­r­a­b­i­l­ir miyiz?

Med­e­n­i­y­et ded­i­ğ­i­m­iz kavram merke­z­i­ne insan ve kâinatı alan kozmo­l­o­ji düş­ü­nce­s­i­ne dayanır. Bu kozmo­l­o­j­ik tas­a­vvu­r­un merke­z­i­ne kendi kültü­r­ü­n­ü­zü, ina­ncı­n­ı­zı, değ­e­rle­r­i­n­i­zi ve sizi siz yapan manevi din­a­m­i­kle­r­i­n­i­zi entegre ede­m­e­zse­n­iz seküler bir uyga­rlık anla­y­ı­ş­ı­na sahip olur; payla­ş­ım, karde­şlik, birlik ruhunu yitirir ve anmış olduğum mod­e­rni­te hap­i­sha­n­e­s­i­n­in tutsağı olu­rsu­n­uz; bu sayede de gözünüz kendi­n­i­zden başka hiçbir şeyi görmez.

Toplu­m­un büyük kesimi tar­a­f­ı­ndan eş anlamlı oldu­ğ­u­na ina­n­ı­l­an ama içe­rdi­ği anlam iti­b­a­r­i­yle birbi­r­i­nden farklı olan med­e­n­i­y­et ve uyga­rlık kavra­mla­rı burada devreye girer; zira med­e­n­i­y­et dikey eksende bir inşa iken uyga­rlık yatay eksende madde­s­el inşayı işaret eder. Dünya tar­i­h­i­ne bak­ı­ldı­ğ­ı­nda tüm med­e­n­i­y­et ve uyga­rlı­kla­r­ın bu iki eksende yaşam sürdü­kle­ri gör­ü­l­e­c­e­ktir.

Ancak dikey tas­a­vvu­r­un yani med­e­n­i­y­et inşa­s­ı­n­ın en tehli­k­e­li tarafı, tarihte de sıkça gör­ü­ldü­ğü üzere, dinsel termi­n­o­l­o­j­i­yi kulla­n­a­r­ak Allah’ın temsi­lci­l­i­ğ­i­ne soyunan ve O’nun insa­nlı­ğa gönde­rdi­ği vahyi kendi tek­e­l­i­ne alan kabile mantı­ğ­ı­yla hareket eden sulta­nlı­kla­ra dönüşme riski­d­ir.

Zira kutsa­llık kavramı ile putpe­r­e­stlik kavramı ara­s­ı­nda­ki ayrım o kadar ince bir çizgide seyre­d­er ki, bu ölçünün ucu kaçtı­ğ­ı­nda adalet, iyilik, payla­ş­ım, doğru­l­uk, merha­m­et için gelmiş vahyin soluğu, Allah’ın gölgesi sıf­a­t­ı­yla dolaşan zorba­l­a­r­ın menfaa­tle­ri için bir araç haline gelir.

Yatay tas­a­vvur ded­i­ğ­i­m­iz uyga­rlı­kta ise Allah kavramı ya dışla­nmış ve dünya düş­ü­nce­si hâkim olmuş; ya da par­a­nte­ze alı­n­a­r­ak soyut bir kavram olarak insa­nla­ra sun­u­lmu­ştur. Yani rea­l­i­t­e­de bir izdüşüm gör­e­m­e­zsi­n­iz. Bu tas­a­vvur maddi anlamda ile­rle­m­e­n­in sembolü haline gel­e­c­e­ği için insan denen varlık bu sayede fıtra­t­ı­ndan uza­kla­ş­ır ve ruhunu yitirir.

İnsanı her şeyin merke­z­i­ne alan ve ila­hla­ştı­r­an pag­a­n­i­zm; işte bu tas­a­vvu­r­un çoc­u­ğ­u­d­ur, deizm denen saçma­l­ık bu algının baharı, ateizm yaz mevsimi, hiççi­l­ik olarak anla­t­ı­l­an nih­i­l­i­zm ise bu algının sonba­h­a­r­ı­d­ır. Zira insan denen kavram artık fıtri ve ulvi mel­e­k­e­l­e­r­i­nden yet­e­r­i­nce uza­kla­şmış ve gönde­r­i­l­iş gay­e­s­i­ni ziy­a­d­e­s­i­yle unutmuş dur­u­mda­d­ır.

Adım adım baş­a­r­ı­y­o­rlar

Gerçe­klik kavra­m­ı­nı sadece bu dünyaya indi­rge­y­en pagan anlayış önce kültür empe­rya­l­i­zmi say­e­s­i­nde asimile ederek toplu­mla­rı kültü­rle­r­i­nden uza­kla­ştı­r­ır, sonra elimine ederek kâi­n­a­tta kutsa­llar da dâhil ne varsa kendisi dış­ı­nda­ki tüm olgu­l­a­rı kendi kontro­l­ü­ne alarak sömürge olarak kulla­n­ır.

İşte bu yüzden her şey yoğun bir sis maskesi arka­s­ı­nda sakla­n­ı­y­or ve bizler sadece izin ver­i­ldi­ği kad­a­r­ı­nı gör­e­b­i­l­i­y­o­r­uz. Bugünkü dünyaya tar­a­fta­rlık gözlü­ğ­ü­nü çık­a­r­a­r­ak baktı­ğ­ı­n­ı­zda ne demek iste­d­i­ğ­im gayet net anla­ş­ı­l­a­c­a­ktır.

Varlık içinde yokluk yaş­ı­y­o­r­uz

Oysa ki kel­i­m­e­l­e­r­in gücünü kulla­n­an ve bizim ait oldu­ğ­u­m­uz iddiası ile kıvra­ndı­ğ­ı­m­ız, ancak ner­e­d­e­yse son dört yüz yıldır bu ruhu yaşamak yerine dille­ndi­rdi­ğ­i­m­iz vahiy med­e­n­i­y­e­ti; hem yatay hem de dikey boyutta bir gel­i­şme­yi içerir ki ecda­d­ı­m­ı­z­ın bin yıl boyunca dünyaya hükme­tme­s­i­n­in altında yatan asıl sebep de budur. Çünkü hem yatay hem de dikey boyutta bir gelişme, dünya­yla birli­kte ahiret ina­ncı­nı da işler ve karşı­n­ı­za teş­e­kkü­rü kuldan bekle­m­ek yerine takdir gör­e­c­e­kle­ri o muhte­ş­em günün temsi­lci­l­e­ri çıkar.

Ama kabul edi­lme­li ki; ölü­l­e­rle bir yere var­ı­l­a­m­az. Evet, onlar kendi dön­e­mle­ri için desta­nlar yazdı­l­ar ama bizim şu an yapma­m­ız gereken onların külleri üzerine ağıtlar yakmak yerine, o külleri göğe savurup külün altı­nda­ki ateşi yeniden ale­vle­ndi­rmek olma­l­ı­d­ır.

Madem ki kurtu­l­u­şu gel­e­c­e­ğ­in bel­i­rsi­zli­ğ­i­ne ısma­rla­m­ak iste­m­i­y­o­r­uz;

Tarihin bize yükle­d­i­ği psi­k­o­l­o­j­ik ve düş­ü­nsel duygu dur­u­mla­r­ı­nı kab­u­lle­n­ip devam ettiren fikir ve duygu kir­a­c­ı­l­a­rı değil; yaşayan ve akleden, yürüyen ve farkı­nda­l­ık sahibi bir­e­yler olarak yaş­a­d­ı­ğ­ı­m­ız çağa olan borcu­m­u­zu öde­m­e­n­in gayreti içinde, sahip olmaya değil payla­şma­ya gayret etme­l­i­y­iz.

Yeter ki yür­e­ğ­i­m­i­zi göğe yakın tutalım ve ışığa yür­ü­y­e­b­i­l­e­l­im, işte o zaman gölge­m­iz peşi sıra gel­e­c­e­ktir. Çünkü ancak dağın tep­e­s­i­nden tüm manza­r­a­ya hâkim ola­b­i­l­ir; dağın tep­e­s­i­ne çık­a­rsa­n­ız gör­ü­ş­ü­n­ü­zü keski­nle­şti­r­e­b­i­l­ir, işte o zaman tar­a­fta­rlık gömle­ğ­i­ni çıkarıp atar ve hakka­n­i­y­et lib­a­s­ı­nda huzurun eşsiz sol­u­ğ­u­nu tad­a­rsı­n­ız.

Şimdi baş­ı­n­ı­zı elle­r­i­n­i­z­in arasına alın ve 5 dakika hayatın pause tuşuna basın;

Kar­a­nlı­ğa küfre­tme­ye ve ışığa övgüler dizmeye devam mı ede­c­e­ksi­n­iz, yoksa yür­e­ğ­i­n­i­ze ekilen vicdan çipi ile merha­m­e­te mi yür­ü­y­e­c­e­ksi­n­iz? Geçmişe özlemle ağıtlar mı yak­a­c­a­ksı­n­ız, yoksa adaleti bir med­e­n­i­y­et destanı gibi gerçek mi kıl­a­c­a­ksı­n­ız?

Unu­tma­y­ın;

Sadece duygu­s­al düzeyde Müslü­m­a­nsa­n­ız övgüler idrak yet­i­mli­ğ­i­n­i­zi maske­l­e­y­e­m­ez. Sadece kimlik düz­e­y­i­nde Müslü­m­a­nsa­n­ız salih ame­l­i­n­iz sizden başka­s­ı­na ulaşmaz. Ama bir med­e­n­i­y­et çağrısı düz­e­y­i­nde Müslü­m­a­nlık iddia­s­ı­nda iseniz tüm evreni ışığa boğmak için müc­a­d­e­le etmek zor­u­nda­s­ı­n­ız!

Umudu tük­e­nme­y­en ve hâlâ yür­ü­y­e­b­i­l­e­nle­re; her nefesi hayat ola­nla­ra selam olsun!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir